Nüvit KARAOĞLU info@asagidikmenkoyu.com
Peygamber Efendimizin “İstanbul mutlaka feth olunacaktır. O’nu feth eden komutan ne güzel komutan ve O’nu feth eden asker ne güzel askerdir” diye müjdelediği, Fatih Sultan Mehmet’in "Ya ben istanbul'u alırım ya da istanbul beni..." diyerek uğruna başını koyduğu, fethiyle orta çağı sona erdiren, kızkulesinin memleketi denizlerin şehri İstanbulu seller aldı. Padişahların ömrünü adadığı dünyalar güzeli şehre yağmur damla damla inerken biliyordu da İstanbul başına gelecekleri bilmiyordu. Çok meşguldü! 2010’a sayılı günler kalmıştı Fatih’in şehri Avrupa Kültür Başkenti olup dünyaya adını duyuracak, ünlü olacak, şöhrete ve paraya kavuşacaktı. Dünyanın kendini güzel zanneden başka şehirleri gerçek güzeli göreceklerdi. Yağmuru seli düşünecek vakti yoktu, alt yapıyla ilgilenemezdi, yaşadığı o büyük depremden de çıkalı on yıl olmasına rağmen binalarını sağlamlaştırmaya, zemin etüdleri yapmaya da eli değmemişti çok yoğundu çooook! Büyük büyük rezidanslar, süslü püslü restoranlar, renkli hayatlara ev sahipliği yapacak, misafirlerini güzel ağırlayacak rengarenk eğlence mekanlarını birbiri ardına inşa etmişti. Sel evler yıktı, canlar aldı. Canı candan ayırdı. Elinde emziği yüzünde masum gülüşüyle minik Dila’yı annesinden, babasından, ablasından ve İstanbul’un ellerinden aldı. Felaket geliyorum demişti aslında. Daha önceleri de ayamama sık sık “taşıyorum”demiş iki telli sular altında kalmıştı. Biz aklımızı başımıza alıp çalışmak yerine sorumluluğu Allah’a, suçu dereye yükledik. “Felaketi Allah verdi dere taştı” dedik. Kendi söylemimize kendimiz de inanmadık ya neyse! Sel İstanbul’un alt yapısıyla birlikte bir takım insanların da insanlığını su yüzüne çıkarttı. “Bakın ve görün kendinizi” dedi. Yağmur sel oldu, sel ayna oldu. Sel evler yıkıp, canlar alırken canın yongalarını da sürükleyip etrafa savurdu. Yürekler yanıp gözler ağlarken sahipsiz kalıp dağılan eşyalara eller uzandı... Asıl felaket hangisiydi sel mi yoksa seli unutup eşyayı görenler mi ? Fatih bizi affeder mi, fatihin ordusunda savaşan şehitler, gaziler, yetimler affeder mi ? Her sabah “Türküm, doğruyum, çalışkanım” diye and içerek büyüdük te İstanbul neden ağladı? Sorularım cevapsız… cevaplarım yetersiz kalıyor… |