
Nüvit KARAOĞLU info@asagidikmenkoyu.com
Mahalledeki tek çocuk parkıydı. Parka sabahları ilk gelenler serçeler, güvercinler olurdu. Çocukların bir önceki gün kendilerine bıraktığı simit, poğaça börek kırıntılarını meraklı gözleriyle bulur, küçük gagalarıyla ayıklayarak, bir güzel kahvaltı yaparlardı. Öğleden sonra park dolu olurdu. Evde annelerini canından bezdiren çocuklar parkta oynarken, ortak konuları çocuklarının yaramazlığı olan anneler de sohbet ederlerdi. “İyi ki bu park var”, “Öyle yaramaz ki bir dakika yerinde durmuyor” diye başlayan sohbetler uzar giderdi. Anneler bu sohbetlerde birbirlerinin dert ortağı ve park arkadaşı olurlardı. O gün hava oldukça sıcak ve park her zamanki gibi doluydu. Tahminen beş yaşlarındaki parkın en hareketli çocuklarından biri seslendi “Anne su verir misin” Genç anne su şişesini uzatırken “Al yavrum dökmeden iç tamam mı ? diye tembihlemeyi unutmadı. Çocuk şişeyi alırken “Tamam anne” dedi. Bu tamam anları anne için ressamın tablosunu seyrederken yorgunluğunu unutması gibiydi. Uykusuz geçen gecelerini unutturan, dünyayı unutturan anlardı. Oğluna sevgiyle baktı “güzel oğlum benim” dedi. Genç kadının sevgisi ve şefkati sözlerinden çok sesinin tonundaki yumuşaklık ve sıcaklıktan hissediliyordu. Bu anlar anneyle oğlu arasında sık sık yaşanırdı. Çocuk hem sıcaktan hem de oyun oynamaktan terlemişti. Suyu içmek için kapağı açtığı, şişeyi ağzına yaklaştırırken şişenin içinden bir ses, “ Merhaba çocuk, bu parkta napıyorsun” diye sordu. Çocuk “Oyun oynuyorum, evde canım sıkılıyor da” dedi “ Ah… bu büyükler ah..! seni de eve hapsettiler öyle mi” dedi. Çocuk şaşırmıştı suyun konuştuğunu ilk kez duyuyordu, su devam etti; “Ben de burada çok sıkılıyorum, beni de şişenin içine hapsettiler,” Bunu duyan çocuğun şaşkınlığı daha da artmıştı. “Ama sen dışarıda dökülürsün” dedi. Su derin bir iç çekerek, “Evet ben dökülürüm daha doğrusu dökülürdüm, benim yerim şişeler değildi” dedi. Çocuk “Ama ben suyu hep şişelerde gördüm” Su bu söze öyle üzdü ki “Ah nerede o eski günler ah!” dedi. Aslında son yıllarda herkesin, özellikle de çocukların kendisini şişelerde gördüğünü biliyordu. Biliyordu da çocuğun bunu söylemesi acısını tazelemişti. Eski günler gözünün önüne geliverdi. “Yazık” dedi. “Çok yazık…ne günlere geldik, sizler beni pet şişelerin içinde tanıyorsunuz, ben de sizlerin yalnızca parkta oynayabildiğini görüyorum. Ah bu büyükler bizi yerimizden ettiler” dedi ve devam etti, “Oysa eskiden ikimizde bahçelerde, kırlardaydık. Ben pınarlardan çıkıp ırmaklardan akarken, yanı başımda çiçekler açar, kuzular meleşir, çocuklar koşar oynardı. O zamanlar aramızda paranın lafı bile olmazdı.” Börtü böcek, çoluk çocuk gelir beni içerdi, öyle mutluydum ki… ben dökülürsem dedi, sustu….duygulanmıştı. Toprağa bir dökülürsem toprak sevinir, alır beni ağaçlarına, çiçeklerine götürür. Dalda kiraz, tarlada karpuz olurum.” “Karpuz muuuu” diye bağırdı çocuk “Ben karpuzu çok severim” “Bütün çocuklar karpuzu sever” dedi su. “Ben dışarıdayken böyle sessiz, hareketsiz, durgun değildim. Bulutlardan yağar, çeşmelerden akardım. Ele avuca sığmazdım.. pırıl pırıldım, şırıl şırıldım. Öyle temizdim ki, insanların dilinde akar su kir tutmaz, diye bir deyim olmuştum. “Ah! bu büyükler ah..! her yeri kendilerine alıp, beni şişeye siz çocukları da evlere, parklara hapsettiler. Çocuk hayret içindeydi, içmek için ağzına yaklaştırdığı şişeyi aşağıya indirip, bir gözünü kısarak içeriyi görmeye çalıştı. Kafası karışmıştı, daha sonra başının üstüne kaldırıp, şişeye aşağıdan bakmaya çalıştı. Pek bir şey göremedi. Şişeyi indirdi, göğsüne bastırdı. Su çok içlenmişti konuşmaya devam ediyordu,” Hatta bazılarınız markaları ismim sanıyor, ah..!” dedi. “Çok dertliyim çok” Bu arada su meraklı gözleriyle kendisine bakan çocuğun saçlarının alnına, kulaklarına yapışmış olduğunu, kulağının altından bir ter damlasının boynuna doğru süzüldüğünü gördü. “Çok susadın hadi beni iç” dedi.“Tamam” dedi,çocuk. Şişeyi ağzına götürdü, bir yudum aldı, yere çömeldi. Annesinden tarafa baktı, annesi başka annelerle konuşuyordu, buna sevinmişti. Elindeki şişeyi parktaki çimlerinin üzerine döküverdi. Suyu içen çimlerin sevinçle iki tarafa sallandıklarını gördü. Çimlerin arasından bir papatya başını çıkartıp, çocuğa gülümsedi. Biraz önce “Tamam anne” diyen oğluna sevgiyle bakan genç kadın, suyu döken oğlunu görmüştü, kızgınlıkla; “Yavrum suyunu niçin döktün. Ele avuca sığmıyorsun” diye bağırdı. Annesinin kızdığını gören çocuk papatyaya gülümsedi. Hava oldukça sıcak ve park her zamanki gibi doluydu. |