
Nüvit KARAOĞLU info@asagidikmenkoyu.com
Her yıl Aralık ayının son gecesi bütün akreplerle yelkovaların birlikte 24’ e merhaba dediği anda yeni yıl geldi diye seviniyoruz. Bu yılda günler öncesinden hazırlanmaya başladık yeni yıl geldiğinde mutlu olacağız! Özellikle son on gün içinde hayatımızda güzel bir şey olsa da fark edip mutlu olamayacağız, çünkü o gece mutlu olmaya odaklandık. Şimdiden o kadar yükledik ki isteklerimizi, beklentilerimizi olurda 2010 duyarsa gelmekten vazgeçebilir. Tüm kalbimizle dileyelim de yolda 2009’la karşılaşıp ayaküstü sohbet etmesin, merak edip bizleri sormasın. (Ekonomik krizi, küresel ısınmayı, domuz gribini duymasın.) Günlerin gelişiyle gidişini fark etmeyen bizler 365 günün yeni yıl adıyla gelişine nasılda umutlanıyoruz. Beklentiler, beklentiler, beklenti-ler-i-miz… ne yazık ki, ya da ne mutlu ki her yol bizden geçiyor. Kişisel tarihimizi zenginleştirmek için bu günü dünden, yarını da bugünden üstün kılacak akıl ve gayretlerimiz yoksa; iki günümüz birbirine eşitse umutlar ne yapsın, yeni yıl ne yapsın? 2010’ un 1 Ocak günü ömrün yıllar değil de günlerle geçtiğini, günlerin saatler içinde, saatlerin dakikalarda gizlendiğini farkeder miyiz? Bir saniyenin değeri bilinmeden bir ömrün değeri bilinebilir mi? Her sabah mesaisini hiç aksatmayan güneşin ışıklarıyla kirpik uçlarımıza kadar gelip, günümüzü aydınlattığını, ikindi vakti gözlerimizdeki yorgunluğu gördüğünde geri çekilerek ışıklarını azalttığını, akşam olduğunda da dinlenmemiz için etrafı kararttığını görür müyüz? Güneş insana bu kadar özen gösterirken, seher vakitlerinde tüm doğayı uyandırıp çalıştırırken biz bekleyelim! Bana öyle geliyor ki; ihtiyaçlarımızı ve isteklerimizi bir tek kendimizden beklemiyoruz. Bekliyoruz on numaradan, umutlanıyoruz sayısal lotodan, milli piyangodan, yeni yıldan… Umutlanmak güzel tabiî ki ama birazda kendimizden umutlansak sizce de iyi olmaz mı? Her şeyin güzel olması dileklerimle Yeni Yılınızı kutluyorum… |