
Yüksel BAĞIŞLAR Yönetim ve Kişisel Gelişim Uzmanı
Çocukken istemeye başlarız, zaman geçtikçe isteklerimiz artar ve hatta ölüm döşeğinde bile istemekten vazgeçmeyiz (Hayırlı bir ölüm). Başarıya ulaşmanın ve hedefi on ikiden vurmanın şartlarından birisi de istemesini bilmektir. Öyleyse neyi, neden, nerede, ne zaman, nasıl ve kimden istediğimiz çok önemlidir. Huzurlu bir aile, başarılı çocuklar, kaliteli bir araba, ferah bir ev ve rahat bir emeklilik, kısaca mutlu bir yaşam ve hayırlı bir ölüm. Ne kadarda mütevazı istekler. Aslında bütün bunları isterken, insanın bilinçaltında sonsuza kadar yaşama arzusu yatar. Ancak sonsuzluğu yaşamak bir ev ve araba içinde keyif çıkarmakla elde edilemez. Sonsuzluğu soluklamak, sonsuzluğa matuf istekler ve bu isteklerin ölümsüz eserlere dönüşmesiyle gerçekleşebilir. İstemek bir duadır. Dua ise, bütün zaman ve mekânı etki altına alan, manyetik alanı sınırsız bir mıknatıstır. İnsan; zamana, kâinata ve barındırdıklarına hükmeden Yüce Yaratıcının kapısını, dua ile çalar. Bu kadar çok insanın istediği ancak çok azının isteklerine karşılık bulabildiği bu eksiklik neden? Yoksa dualarımız kabul mü görmüyor? Yüce Yaratıcı, bütün insanlara aynı mesafededir. Kişi, bu mesafeyi istek ve eylemleriyle arttırır ya da azaltır. İstekler (dualar) asla reddedilmez. Kabul etmek farklı, cevap vermek farklıdır. Aslında kabul görmediğini sandığımız bütün iteklerimize, Yüce Yaratıcı tarafından cevap verilmektedir. İstediğimiz gerçekleşmediyse, bu istekten vazgeçmek yerine, bize verilen cevabı yorumlayıp isteklerimizin niçin, nerede, ne zaman ve nasıl yapıldığını gözden geçirip yeniden talep etmek, yapılması gerekenin en doğrusudur. İsteğimizin kabul edilmesi ve istenilenin tastamam aynısının verilmesi, Yüce Yaratıcının hikmetine tabidir. Örneğin, hastalığı nedeni ile bir doktor çağırıp, bana şu ilacı ver diyen bir kişiye, doktor ya aynen istediğini verir yahut hastalığın durumuna göre daha iyisini verir ya da hastalığa zarar olduğunu bildiği için hiç ilaç vermez. Önce istediğinizi değerlendirecek ve teşhisini koyacaktır. Bu durumda sizin istemiş olduğunuz ilacı vermezse istediğim reddedildi diyebilir misiniz? Hayır… İsteğinize cevap verildi ve reddedilmedi. Eğer doktorun yazdığı ilacı istemez ve kendi isteğinizde ısrar ederseniz, hastalığınız geçmeyeceği gibi maddi ve manevi sıkıntılarınız olacak, sonra da doktoru suçlayıp belki hakaretlerde bulunacaksınız. Böyle davrandığınızda, ikinci talebinize, doktorun nasıl bir cevap vereceğini düşünmek bile istemiyorum. Kâinatın Sahibi bütün yarattıklarına aynı mesafede, bizim bilmediklerimizi bilen ve taleplerimize ihtiyacımıza göre cevap veren bir merhamete sahiptir. Bize bizden daha yakın ve bizi bizden daha iyi tanıyan ve neye, ne zaman ihtiyacımız olduğunu bilen yüce yaratıcıdan nasıl istemeliyiz? İstemek iki türlüdür, sözle ve beden diliyle. Beden dili etkili iletişimde %60’lık bir paya sahiptir. İsteklerimiz doğrultusunda yapmamız gerekenler en ince ayrıntısıyla planlanmalı ve eyleme dönüştürülmelidir. Çalışmak, yorulmak, amaçlarımızı gerçekleştirme uğruna uykusuz kalmak ve ısrarla yapılması gerekenleri yapmak, bedenimizle yaptığımız fiili duamızdır. Sonra da ellerimizi kaldırıp, emeğimizin müspet sonuçlanması için Yüce Yaratıcıdan sözlerimizle istekte bulunmak sözle yapılan duadır. Bir çiftçinin tarlasını sürmesi, tohumlarını zirai usullere göre ekmesi, doğru zamanda sulama yapması ve yaban otlarından temizlemesi fiili duadır. Sonra da Yüce Yaratıcıdan mahsulünün bereketli olması için ellerini kaldırıp, bir şeyler dilemesi sözlü duadır. Fiili istekte bulunmayan çiftçinin, mahsul elde etmesi imkânsızdır. Sadece sözle istemek yeterli olsaydı, dünyada başarısız insan kalmazdı. Asıl olan, fiili duadır. Hedefleri ve başarıyı eylemsiz istemek, sadece hayal kurmaktır. Fiili dua yapılmadığı zaman, sözle yapılan duanın anlamını ve sonuca götürecek yaptırım gücünü de yok eder. İstenen şey samimi ve ısrarla istenirse, sonucu şer dahi olsa Yüce Yaratıcı verecektir. Büyük oynamalıyız, sebeplere riayet etmeliyiz zira sebeplere riayet başarıyı saklayan kasaların şifresini çözmektir. Evet, ekmeden biçilmez, tok mideye yemek zevk vermez, eylemlerinizle ve kendinizi tam işinize vererek işleyiniz ve isteyiniz. Durmadan çalışan, koşup koşuşturan ve hedefleri uğrunda ter dökenlerin, alın terleri asla zayi olmaz. “Dualarınıza dikkat edin gerçekleşebilirler.” Emerson Duanın Ağırlığı; Çok fakir giyimli bir kadın, yüzünde büyük bir hüzünle manava girer. Mahcup bir şekilde; kocasının çok hasta ve çalışamaz durumda olduğunu, yedi çocuğuyla birlikte aç kaldıklarını ve yiyeceğe ihtiyacı olduğunu söyler. Manav kadına ters ters bakarak derhal dükkânını terk etmesini ister. Kadın: “Lütfen efendim, paramız olur olmaz getirip borcumu ödeyeceğim” der. Manav; eski bir müşterisi olmadığı için, kredi açmasının mümkün olmadığını söyler. O sırada dükkânın dışında bekleyen bir müşteri konuşmayı duymuştur. Manava yaklaşarak; “Ben kadının almak istediklerine kefilim, ihtiyacı olan şeyleri ona ver” der. Bunun üzerine manav isteksiz bir şekilde kadına bir alış veriş listesi olup olmadığını sorar. Kadın: “Evet efendim” der ve çantasından bir kâğıt çıkarır. Manav dalga geçerek: “Tamam şimdi onu terazinin bir kefesine koy, ağırlığınca diğer kefesine istediklerini koyacağım!” Kadın bir an duraksar, başını öne eğerek manavın gösterdiği kefeye, kâğıdı elleri titreyerek özenle yerleştirir. Kefeye bir şeyler koymaya başladığında manavın ve diğer müşterinin gözleri hayretle büyümüştür. Manav müşteriye dönerek, kısık bir sesle; “İnanamıyorum” der. Müşteri, hayretle karışık manava gülerken, manav eline geçirdiklerini kefeye doldurmaya devam etmektedir ama nafile, diğer kefeyi yerinden bile kıpırdatamaz. Kefe, artık bir şeyler alamayacak kadar dolduğunda, manav çaresiz yiyecekleri bir torbaya doldurarak kadına verir. Şaşkınlık içinde üzerine bir şeyler karalanmış kâğıdı eline alır ve hayreti bir kat daha artar çünkü kâğıtta alışveriş listesi değil bir dua yazılıdır. “Allah’ım neye ihtiyacım olduğunu sen bilirsin, kendimi senin ellerine teslim ediyorum.” Manav taş gibi kesilmiştir. Kadın teşekkür ederek dükkândan ayrılır. Diğer müşteri manavın eline yüz yeni Türk lirası tutuştururken, “Her kuruşuna değdi.” demekten kendini alamaz. Manav, terazinin kefelerinin kırıldığını fark eder ve yapılan duanın Allah nezdinde ne kadar ağır çektiğini, Allahtan başka kimsenin bilemeyeceğini tecrübe etmiş olur. |