Davut ZAT
Her çiftçinin dört gözle beklediği zamandır hasat mevsimi. Adeta bir çocuk hassasiyetiyle toprağa ektiği tohumu sulayıp gübreledikten sonra, bakımı yapılarak büyütülen ve sonra da başak halini almış bıyıklı taneleri tatlı bir zevkle izler, tarlasının kaşına oturan Aşağıdikmenli. Nede olsa bir yıllık alın teridir izlediği. Şöyle bir rüzgâr esmeye dursun hele! Başakların tek yöne doğru yatarak dalgalı bir seyir halinde oluşturduğu manzara; doğrusu zevk verir gösterilen bunca ihtimamın ardından, çiftçilerimize… İşte Mayıs ayında başakların süt tanesi aşamasından, ısınan haziran sıcağı ile birlikte sertleşerek buğday başağı halini alma zamanı. Temmuz ise başını yerlere eğen buğday başaklarının, kızarmış bir kehribar gibi çiftçisince biçileceği zamanı beklediği andır. Eski zamanlarda tırpanlarla yapılan biçim işlemi şimdilerde göç veren köyümüzün iş gücünü kaybetmiş olması nedeniyle yerini biçer / döverlere bıraktığı bir köy hakikati olarak karşımızda durmakta. Elbette iş gücünü kaybeden köylülerimiz teknolojinin kolaylığından yararlanmak isterler. Ama ne kadar kaçılırsa kaçılsın köy demek iş demektir. İş demek alın teri demektir. Alın teri demek ise helal lokma demek... Velhasıl köy deyince işten kaçmak ve yorulmak diye bir şeyden söz etmek mümkün değildir. Çilekeş köylüm benim, kaderine razıdır ve helal lokmasının peşindedir her daim. İsyana yer yoktur onun lügatinde. Bu da bizim hayat sınavımız diyerek dünya şartlarına teslimdir, sınavını kazana bilmek adına. Zira çok da alternatifi yoktur… Hakikaten buğday hasat sezonuna ulaşmak zevk verirken insanlarımıza, geride bırakacağı yorgunlukta ürkütücüdür aslında. Haydi, son bir hamle diyerek kalkışılan 15 günlük maratonda canhıraş bir çalışma yapılır. Akşamları evin merdivenlerini çıkarken dizinin dermanı kesilmiş görünen hali, Aşağıdikmenli’nin yorgunluğuna dair resmedilmiş çarpıcı bir harman manzarasıdır, hasat mevsiminde. Gece yattığı yeri beğenir köylü çiftçimiz, günün yorgunluğunun mağlubiyeti karşısında. Sabah ise tekrar aynı maraton başlar bir kez daha... Tez elden harman kalkmalıdır çünkü. Şayet yağmur veya dolu yağarsa korkusu her zaman hakimdir harman süresince. Kızdıran hava “kesin afatı da beraberinde getirir” der, köy büyüklerinin yaşanmış tecrübeleri. Bu nedenle hummalıdır harman faaliyetleri. Patoz yapılırken verilen iğde gölgesindeki molalar; doğrusu zevk verir ısınmış terli bedenlerin soğutulması için tanınmış bir fırsat olarak. Bir yandan katkısız yoğurtlardan yapılan ayranları dikerken başımıza diğer taraftan sıcak çay yorgunluğu alacak cinstendir hiç kuşkusuz. Birde bakmışsınız rehavet çökmüştür bile. Fakat diğer yandan da tarlada iş sizi beklemektedir. Bırakmazlar ki kendi halinize! Şöyle yarım saat kuş cıvıltıları, kırlangıç cırıltıları ve çekirge zıplamaları arasında sere serpe uzanmışken, toprağın üzerinde bir güzel uyku çekmeye. Vakit çalışma vaktidir zira. "İşi bitir istediğin kadar uyu" ültimatomu ile ayağa kalkarsınız zımba gibi… Patoz bitmelidir. Çünkü esen rüzgârda nem havası vardır. Kızdıran hava ve dönen bulutta ise yağmur gizlidir. Değmeye dursun sapa bir damlacık yağmur. İşe o zaman siz o harmanın hayrını görün. Ne saman saman olur, ne ıslanmış sapı patoz eritir, ne de yaş başağı ambara koyabilirsiniz. Çile mi, çiledir doğrusu. Birde afet korkusu vardır ki, desteleri alıp ılıca gözünden, tülüceden ve kayaltlarından aşağı getirip, Devrez de heba edecek diye. Öyle ya ! Kim bilir kaç kez yaşanmıştır bunlar, Aşağıdikmenlinin hayatında. O yüzden eller çabuk tutulur taneler ambara girinceye kadar. Sonrası mı? Rahat bir nefes alınır doğrusu. Samanlar ne oluyor derseniz… Onlar bir sonraki aşamadır, tane’nin herkillere girmesi birinci öncelik olduğu için. İşin zor ve önemli kısmı bittikten sonra; samanlıklar hazırlanır, kendince özel işlemlere tabi tutularak. Onunda tabiî ki ayrı bir zorluğu vardır diğer işler gibi. Gerçi saman atma makineleri, dirgenlerin yerini alsa da son dönemlerde; yine de tozu toprağı ayrı bir külfettir şu köy harmanından arta kalan saman çekme işlemlerinin... Saman olmasa bir yıl boyunca hayvanlar yiyecek bulamaz ki beslenebilmek için. Hem kolay mı bunca emek zayi olsun. Zaten güzelim köylünün mahsulü para etmez hiçbir zaman. Buğday da satmak için değildir bu yüzden. Yemek içindir güncel tüketimin karşılanmasına yönelik. Sapını ve samanını hayvanlar yerken, tanesinden yapılan unları da köylülerimiz yerler. Bir rızıktır her bir kırıntısı hasat mahsulünün... Evet, bunca emek zayi edilir mi, önemsenmez mi hiç? Birçok gurbet kuşu iznini bu harmanlara saklar ki, atasına-anasına yardım etsin. Öyle ya, evlat ne gün içindir? Bu gün yoksa ne gün lazım olacaktır, köylünün yararına… İşte böyledir Aşağıdikmende harman ve hasadı yaşamak. Anlatılmakla anlaşılacak türden değildir birazda. Ancak meşakkati ve meşakkatle birlikte neşeyi bir şenlik havasında yaşamakla anlaşılır bizde harmanlar. Hele o eksi, topluca el birliği ve imece usulü ile yaptığımız harmanların hatıraları her yıl ki harmanda bir kez daha tekrarlanmaz, özlemler yüreklerde baş bağlamaz mı? Her harman sezonunda olduğu gibi bu yılda; çalışmalarınızın aynı güzellik ve iş birlikteliğiyle geçmesini diliyorum. Hepinizin hasadı hayırlı, işleri kazasız ve belasız, kazancınız ise bol ve bereketli olsun. |