
Davut ZAT
Bir başkadır bizim köyde de ramazanların bıraktığı zevk ve huzur. Herkes diyor ya hani; “ah o eski ramazanlar !” diye. İşte tam da bu sözü söyletecek cinstendir ramazanda yaşananlar. Sizi temin ederim ki, bizim ramazanlarımız birçok yönüyle hala eski canlılığını korumaya devam etmektedir. Ama bu yazımda benim anlatmak istediğim çocukluk ve gençlik anılarımı süsleyen ramazan ve sahurlara, sizleri yolculuk yaptırmaktır. Zira bizim ramazanlarımızın her bir anı, bir yazıya konu olacak zenginliğe sahiptir. Bu nedenle sadece ramazan ve sahur konusuna değinmekle yetineceğiz… Tabii ki ramazan demek; oruç, sahur, iftar, teravih demektir. Oruca sahurla başlıyoruz malum. Annelerimizin erken kalkarak yer ocağını ateşlemesi ve gecenin sessizliğine yayılan ateş çıtırtılarıyla anlarsınız sahur faaliyetinin başladığını. Kendine has elde yapılmış bir ağaç tablanın üzerindeki ramazan beyazlığındaki unlar ve geceden yoğrulmuş hamurun işlenme safhasından bir sonraki adım, saç üzerinde pişirme eylemidir. Sıcak sacın üzerinde pişenler ise sadece bazlamadan ibaret değildir hiç kuşkusuz. İçi cevizli börekler, çullu çörekler, bişi denilen yağlı gözlemeler vs. hepside maharetli ellerce hamura verilen şeklin bir tezahürüdür. Kızgın saçın üzerinden “pisleç” denilen özel aletlerle çevrilerek pişme kıvamına gelen el emeği ürünlerin hepsi de ramazana has yapılan başköşe sahur yemekleridir… Zira köylü sabah olunca tarlasına, işine gidecektir. Ne kahvaltılık malzeme, ne çorba midesini tutmaz gün boyu yapılan ağır işin karşılığında. O yüzden sağlam yemek zorundadır sahur vaktinde de, köyün çilekeş çiftçisi. Bir taraftan yeni bişiler sıralanırken kızgın sacın üzerine, diğer taraftan yenilerinin tablada açılma işlemi devam eder olanca hızıyla. Bir diğer taraftan ise pişmiş olanlar üst üste yığılmaya başlar hünerli ellerin maharetiyle. Tabiî ki bu istifleme boşuna değildir. Köylünün kendi yaptığı el emeği tereyağları ile yapılan bir cilalama ve lezzetlendirme işlemidir. Üst üste konulur ki bir bir, hane halkı kalkıncaya kadar soğumasın diye. Yanına pilav, ev yapımı yoğurt, belki ayran, envai çeşit yemek ve reçel türleri, sıcak çay vs. hazırlıkları tamamdır artık... Vakit, sahura kalkma vaktidir. Ve uykunun güzelliğinden zorlanarak kalkış… Çünkü gece geç yatılmıştır. Zira ramazanın havası kendine hastır. Öyle rutin değildir yatmalar ve kalkmalar. Uyumaz ki köylü, çünkü geceden beri köy kahvesinde en güzel sohbetler demlenmiştir… Oruç tutacak olan herkes kalktıktan sonra, tüm aile bireylerinin katılımı sağlanır ve radyodan dinlenen sahur özel programları eşliğinde yemeğe başlanılır. Bir taraftan uykulu bir mahmurluk şakaklarda yüklü dururken, diğer taraftan bu havayı dağıtma gayreti iş başındadır. Nitekim karşılıklı konuşmalar, yenilen yemekler ve içilen çaylar ile neşelenen ortam ve teneffüs edilen hava güzelleşmiştir kısa bir süre sonra. Yarın ki programın şeması da sahur yemeğiyle çizilir çok zaman. İsteyenin istediği yemek çeşidinden dilediğince yiyeceği kadar zengindir sahura özgü hazırlanmış menüler. Tercih serbesttir… Çocuksu dünyalarda da bir başkadır ramazan faaliyetleri. Sahura iştirak faslını kaçırmak istemezler küçücük halleriyle. Güçlü bir heyecan içinde oruç tutma isteklerine; “dayanamazsın, daha sen küçücüksün” açıklamaları fayda vermez bir türlü. Israrlarına direnemeyerek kabul ederler kalkmalarını ve oruç tutmalarını. Nasılsa gün içinde kendini belli edecektir, dayanıp dayanamayacakları! Nihayet orucu yemek zorunda kaldıklarında teselli etmek yine size düşer. Çocuk orucu böyle olur diyerek çocuk gönüllerine su serpersiniz sevinçleri kursaklarında kalmasın diye. Sanki kısmi zamanlı bir oruç oluvermiştir çocuk yüreklerdeki oruç heyecanı. Gün bir şekilde bitecektir nasılsa. Oyunlar koşturmacalar birbirini kovalar. Ebeveynler daha bir hoş görülüdür, komşular ise yaramazlıklara göz yumarlar. Ramazanda her şey bir coşku olur, kopartılan tavizler sayesinde! Çocukluk doyana kadar yaşanır, kimsenin sesinin çıkmamasını fırsat bilerek. İftara kadar bu sabırlı bekleyiş bir ramazan boyunca sürüp gider. Evet, hiç unutamadığımız oruçlar işte o ilk tuttuğumuz oruçlarımız değil midir nitekim? Her ramazan geldiğinde yenilenen hatıralar ve yüzümüzde oluşturduğumuz güzelim tebessümlerle bizi alıp o günlere götürmüyorlar mı? Annelerimize gelince, ah o annelerimiz! Her şeyin yükünü çeken çilekeş insanlardır elleri öpülesi. Ramazanların yükü de onlardadır. Hem de köy işlerinden taviz vermeden sürmektedir bütün bu faaliyetler. Tarladaki iş, ahırdaki hayvanlar, kümesteki tavuk, beşikteki çocuk, mutfaktaki bulaşık, fırındaki keşkek ihmal edilmeden devam eder silsile halinde… Her birisi de sırasıyla dizi dizi ilgi bekler, emek bekler ve yapılır tek tek... Sahurdan hazırlanır keşkeklik menüleri cabalar içinde. İftara hazırlık bile tâ sahurdan başlar böylelikle. Sonra imsak vakti beklenir, gözler saatte ya da dikkatler radyonun imsak vaktine dair uyarılarındadır. Salâ verilmeye başladığında ise ağız yıkanıp, oruca niyet vakti olduğu herkes tarafından bilinir. Son yudum çaylarla birlikte yeme ve içme faslı tamamlanmıştır. Sonrası mı? Yapılan niyetin ardından alınan abdestle birlikte sabah namazının hazırlığı yapılmış olur. Kimileri yavaştan yavaştan sabah namazı için camiye akın ederken, kimileri de okunacak ezanın ardından sabah namazını kılıp, bir an evvel yatağa girmek için can atar uykusuzluğun bedenlere yüklediği ağırlık nedeniyle… Birlik ve beraberlik içinde yenilen sahur yemeği, bir ramazan boyunca tekrarlanıp durur giderek çeşitlenen sofralar ve zenginleşen bir içsellik atmosferi ile. Her bir gecesi ayrı güzellik olarak açar gönüllerde. İşte böyle başlar ve devam eder sahurlar, tâ ramazanın son günü gelene kadar. Son sahur bayramın habercisi olsa da; her veda da olduğu gibi ramazanın vedasında da bir burukluk kaplar içimizi… Son güne gelinceye kadar nefsimize ağır gelen sahura kalkma görevi, bu defa yerini hüzne bırakır. Farkında olmadan bir ay boyunca alışmışız da ramazana, haberimiz yokmuş meğer ki..! İçimiz kıyık kıyık olur bu hüzünlü veda ile birlikte. Bir boşluk oluşur adeta içimizde. Bayram ve sonrasında da bir müddet devam eder sahurla olan alışıklığımız. Keşke hiç bozulmasa ramazan boyunca elde ettiğimiz kazanımlarımız. Fakat dünya yoğunluğuna dönüş de kaçınılmazdır ahir zaman manzarası içinde… Ya büyük şehirlerdeki ramazan ve sahurlar nasıldır derseniz; orasını hiç sormayın derim! Çünkü hiç benzemiyor bizim köydekilere… Çekirdek aile yapısındaki sahurlar ve ramazanlar benzer mi köyde ki topluca yapılan ramazanlara ve sahurlara? Nerede saç üzerinde yapılan hamur işi yemekler, nerede yer ocağında yanan ateş çıtırtıları, nerede yağlı çörek ve börekler, nerede aile birliktelikleri? Hem yorgun bedenlerin uykulu edası, hem de hazır menülerle geçiştirilir sahurlar. Başka da alternatif yoktur çünkü. İsteseniz de böyledir istemeseniz de..! Çoğu kalkmaz bile sahura. Akşamdan yediğiyle günü tüketirken, kimisinin de sahura kalkamamak oruç tutmaması için bahanesi oluverir “kent köy” insanının..! İşte bu manzaraları gördüğünüzde bir kez daha saygı duyarsınız güzelim “bizim köy” insanlarının fedakârlığına, inceliğine, duyarlılığına ve samimiyetine. Çocukluğunuzun ramazanlarına yolculuk edersiniz bu yüzden. Derinden bir ah çeker, iç geçirirsiniz o güzel günlerin özlemiyle… Kendinizi alamazsınız anılarınızın ikliminden bu taraflara. Zira her duygunun ve atmosferin doya doya yaşandığı iklimdir, köylerdeki ramazanlar ve sahurlar. Hayranlık duyacağınız tüm özellikleriyle birlikte… Sahuru ve iftarıyla, teravih ve oruçlarıyla, sabrı ve kazandırdıklarıyla dolu dolu ve güzel bir ramazan geçirmenizi dilerim. |