Giriş Formu
Site İşlemleri
Kimler Sitede
Şuanda 3 konuk çevrimiçi
Ziyaret Sayısı
Bugün44
Dün112
Hafta589
Ay2952
Tümü34418

jbc vcounter
Anketler
Bu yıl ki yaz tatilin de Köyümüze gidecekmisiniz?
 
Günün Sözü
İlim adamları için yokluk içinde yaşadığı halde kanaat sahibi olmaktan daha değerli bir ziynet yoktur.
İmam Şafii -
Anasayfa

Bir Bağ Bozumu Sonbahar


Okunma Sayısı : 354

 

   Davut Zat

Hararetinden dudak çatlatan yaz mevsiminin son sıcakları da geride kaldı. Şu günlerde kurumuş otlar ve sararmış yapraklar, köy coğrafyasının rengini belirliyor. Bütün köy halkı, kış öncesinde son işlerini tamamlamaktalar. Bostanlar bozuluyor, sebzeler kış için depolanmak üzere ambarlarda ya da tavanlarda yerini aldı bile.  Aksi halde bu bağbozumu mevsiminde geç kalmak demek, bir sabah kalktığınızda son turfandanızı kırağıya kurban vermek anlamına gelmektedir…

Evet, elmalar, cevizler, iğdeler… hepside sırasıyla dallarından toplanıp, tüketim ve pazarlanmak için hazırdır artık. Sadece ayvalar zamanını beklemektedir. Kırağıyı yiyerek ekmek yumuşaklığında tüketilecek bir olgunluğa gelmesi için… Salçası, konservesi, unu, hayvan yemleri, her hepsi bir bir koca kış gelmeden mevsime hazır haldedir, ait oldukları saklama alanlarında istifli…

Yeni bir mevsime doğru yeltenen ekim ayının bu son günlerinde yağmurlar da dört gözle beklenir. Toprağın tavına gelmesi, yaşanan güz’ün ardından kurumuş otlara hayat olması, çatlamış toprağın hararetini alması için. Oldukça fazla beklenir hem de! Bir an evvel buğday alanları ekime hazır hale gelsin diye. Toprak tavını yakalayıp, erkenden ekilebilmişse şayet, bu defa da büyüyebilmesi için. Zira bu mevsimde beklenen yağmurun adı; “rahmet”dir. İnsanımızın ifadesinde tanımını bu şekilde bulan rahmet, bir bakıma merhamet ve bereket anlamlarına da gelmektedir. Çiftçiler için beklenti farklıdır yağmurdan, âşıklar için farklı. Çiftçi ekmeğinin derdindeyken, âşıklar romantizm için yağmuru gözler… Kırsalda yağmurun ahengi kentlerdekine hiç benzemez. Kentler, küresel ısınmanın ardından buharlaşan barajlar dolsun da, suyumuz bol olsun veya şehir güzelce yıkansın diye bekler yağmuru. Kırsalda ise toprağa vuran her damla toz bulutu ve bir duman olarak yükselir göklere. Tabii ki, havaya toprak kokusu yayarak… Bu nedenle sevilir yağmurun iplik iplik sükûnetle yağması, toprağın dibine kadar işlemesi...

Zaten bu yüzdendir köylünün telaşı. Bir an evvel pancarı topraktan söküp, şirkete teslim etmek içindir bütün çabası. Baskın yerse mevsimden, sonbahar yağmurlarıyla emeği iki katına çıkacaktır köylümüzün. Zira çamur toprağın azizliğine uğrarlar. Zor olur pancar işçiliği, bırakmaz çamur yakasını. Sökmesi ayrı bir dert, toplaması ayrı bir dert, kesmesi ayrı bir derttir. Hadi dirgen dirgen traktöre yüklenmesindeki zorlukları da bir tarafa bırakalım, pancar deposundaki teslimatta çavuşa hiç söz geçer mi? Kabul etmek istemez çamurlu pancarı. Bitmez ki köylünün çilesi. Her safhası ayrı bir mücadele ister… Nihayetinde bin bir uğraşla ikna edilir çavuş, fakat bu kez de düşülen fire alır götürür emekleri bir bir… Yeter ki yağmur çisesi düşmeye dursun toprağa… O yüzden kara günlere kalmadan halledilmelidir işler sonbaharda, zamanlı zamanlı… Nihayet toprak tekrar hazırlandığında ekim için; buğday tanecikleri yeni sezon tohumu olarak düşer, toprağın kara bağrına…

Evet kıymetli okurlar, köyde işçiliğin finali de olmaz. Sosyal güvence uğramaz Tosya köylüsünün semtine. En güzel güvence çocuklarıdır kendi mesleklerini devam ettirecek olan. Şayet okutabilmişlerse onları, bu defa memur olma heyecanı içinde beklerler geleceklerinin teminatını. Yoksa pirim yatıracak maddi gücü de yoktur gariban köy insanının, otomatiğe bağlanmış olarak her ay cebine giren bir geliri de… Bitmeyen işler her yıl aynı maratonu tekrar ettirerek yaşatırken insanımıza, ömür takvimi de boş durur mu hiç? O da hayatları tüketir her geçen günle birlikte.  Yaşlar devrilir, gelen ve geçen her sonbaharın tekrarlanışıyla. Ama işler hiç mi hiç bitmez. Yıllardır tekrarlanır durur, çamur toprakla insanımızın güreş tutması… O yüzden olmalı ki, bir traktör römorkunun ardına yazmıştı değerli bir büyüğümüz; “garip ölür mü çilesi bitmeyince” diye!  Kim bilir hangi duygunun yoğunluğu, hangi yorgunluğun kederi söyletmişti bu dokunaklı sözü kendisine..! Her sonbaharın hüznü böyle mi yaşanır köy insanında acaba? Yoksa bu sonbaharı da geçirdik, bir başka sonbaharda ölüm bizi yakalayacak ve bu çilemiz bitecek mi diye düşünüyorlardır?

İnsanı bu duyguya iten bedeni gücündeki kayıplar ve vücut ülkesinde meydana gelen sıhhi arızalar değildir elbet!  Etraftaki kavak, söğüt, iğde, meşe, karaağaç, erik… her ne varsa ağaç türünden; sararmış yapraklarını dökerlerken, bu sonbaharda da tabiatın bir yıl daha yaşlandığının farkındadırlar. Bu gerçeği haber eden doğanın dilinden anlayanlar, elbette kendilerine düşen payı da alırlar. Sararmış ağaçların rengine inat onlar, çalışmalarındaki mücadeleleriyle karşı koyarlar sonbaharın yaprak dökümüne. Fakat bedensel yorgunluklarından ortaya çıkan tepkiler; sıcağı ölçen termometreler gibi ölçerek yaşlanıp yorulduklarını tüm acımasızlık ve hoyratlığıyla yüzlerine vurur...

Kırağının düşmesiyle yaprakların dalda durma şansı kalmasa da, yine de köye hâkim bir tepeden hayat gerçeğini -ibret dersi verircesine- her gün hatırlatan mezarlıktaki ardıç ağaçları, bunun istisnasıdır. Bir onlar direnirler sonbahara, birde az yukarısındaki kızıl tepeden daha yukarıya doğru sıralanmış çam ağaçları.  Evet, bir onlar sararmaz ve dökmezler yeşil yapraklarını. Mevsime inat görünümleriyle meydan okurlar hüzün mevsimi sonbahara.

Şöyle bir düşündüğümüzde ilginç bir tezadı da bünyesinde barındır bu tabiat manzarası. Nasıl mı? Sonbahar yaşlılıktır, yaprak dökümüdür. Sararan yapraklar ve çıplak ağaç gövdeleri adeta yaşlılık demlerine ve sonrasına işaretle göz kırparlar. Ve ölümden sonra gidilen yerde hepimizin malumu mezarlıklardır. Son durak ama ne ilginç ki, bir orası dimdik yeşilliğiyle zaman ve mevsimle inatlaşma halindedir. Adeta; “ölseniz de, buraya yani toprak altına gelseniz de her şey bitmiyor, burada da yeni bir hayat sizi bekliyor” diye haykırmakta. Kim bilir belki de köy mezarlığının mevsime rağmen yeşil ve dik duruşu, diri kalanlara böylece mesaj vermektedir, burayı unutmayın dercesine…

Anlattıklarımız köydeki sonbahardan bir kesit sadece… Ne duygulara ne yaşanmışlıklara şahitlik etmiştir buradaki insanlar, devri âlem ederken mevsimler... Böyle kaç sonbahar görmüşlerdir sararan ve çıplak kalan ağaçlarıyla? Ve nice dalından kopan yaprakların rüzgâra kapılışına ve savunmasızlığına iç geçirerek üzülmüşlerdir, hazin sonbahar manzaralarını izlerlerken…  Ve nice bostan ve bağbozumlarıyla kışa yiyecek depolamışlardır. Yine kış soğukları için de odunlar, yakılmak üzere ta bu mevsimden katarlara yığılmıştır bile…

Bu devri daimden ibretle; ömür boyu ilişkilerinin güzelliğinde ömrün kış mevsimi için yardım, dayanışma, sevgi, saygı, güzel davranış ve güzel ahlak depolamışlardır. Hem kendilerine manevi yiyecek, hem de sonraki kuşaklara örnek olacak yaşantılarıyla…

Ne mutlu zorluklarla mücadele ederek güzel yaşamasını bilen benim memleketimin insanlarına…

Ne mutlu bu güzellikleri görebilen onların mirasçılarına…

Yorumlar
nuvitk   |2009-11-04 11:36:14
Davut bey, bütün yazıyı okuyup KIRAĞI' da takıldım.
Köyü bizzat
yaşamayan kırağı'yı bilmez.
Kırağı yağdığında son kalan sebzeleri
nasıl öldürürdü.
Şimdi ne köyümüz kaldı ne de kırağının yağıp
soldurduğu sebzelerimiz. Öyle güzel anlatıyorsunuz ki okurken köydeki
bahçemize gidip geldim.
Yazan elleriniz dert görmesin. Selamlar.
H.BENEK  - HASAT   |2009-11-06 17:57:13
Çiftçi ekmeğinin derdindeyken, âşıklar romantizm için yağmuru gözler…
Kırsalda yağmurun ahengi kentlerdekine hiç benzemez.
HASAT CİFÇİNİN
ROMANTİZMİDİR. BAHARIN EKTİKLERİMİZİN YAZIN OLGUNLAŞIP TOPLANMASIDIR
HASAT, BAGLARDAN VE TARLALARDAN BUGDAYIN DIŞINDA PANCARI,ÇELTİĞİ, ELMAYI
TOPLAMAKTIR ASLINDA SONBAHAR VE HASAT. KONUYU AŞAN BİR EDEBİ DİL VAR. KONU
EDEBİYETIN GÖLGESİNDE KALMIŞ... AMA BUNLAR TERÇİH VE USLUP İŞİ VE
TERÇİHLERİMİZ BİZİM USLIBUMUZU OLUŞTURACAK VE ÖYLE KABÜL
GÖRECEGİZ....ELİNE SAGLIK, ROMANTİZMLE HASATI, HAZANI
BİRLEŞTİRMİŞSİN...
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir!

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme (Pazartesi, 02 Kasım 2009 23:29)

 


Yazarın Diğer Yazılarını Görmek İçin Tıklayınız...

Duyurular
!!! Yazarımız Davut ZAT'ın; "Bir Devrez'imiz Vardı!" başlıklı yazısı eklenmiştir.

!!! Yazarımız Nüvit KARAOĞLU'nun; "Pembe Ruj" başlıklı anı yazısı  eklenmiştir.

!!! Yazarımız Sadi Mola'nın; "Çankırıya Bağlanmak" başlıklı yazısı eklenmiştir.

!!! Yazarımız Hüseyin BENEK'in; "  Anayasa Değişikliğine Evet mi Hayır mı? " başlıklı yazısı eklenmiştir.

Köyden Manzaralar
Haberler