
Davut ZAT davutzat@gmail.com
Yıl dediğimiz gerçeklik, dört mevsimin devir etmesinden meydana gelen bir sonuç. Tabiî ki, tam koca bir 365 günün çeşitli şekillerde tekrarı… Bu zaman dilimi içinde neler neler oluyor kim bilir, her birimiz için ayrı anlam ifade eden. Kimisinde hüznü misafir eden, kimisinde ise neşeyi barındıran. Bazen birilerimizi içimizden alıp götüren, bazen de hasta yatağa mahkûm eden… Evet, işte bir yıl daha gelip geçti hayatımızdan. Yeni bir yıl'a daha ulaşmış bulunuyoruz. Üzülsek mi, yoksa sevinsek mi? Sizce hanisini yapmamız daha anlamlı dersiniz? Gerçi benim için ayrı bir anlamı da barındırıyor yılbaşı. Ben her yılbaşı geldiğinde gerçek yaşımı da bir üst sayıya katlıyorum. Yani bir yıl daha büyüyorum! Ya da yaşlanıyorum. Eskiden heyecanlanır sevinirdim her yeni yılbaşında; bir yaş daha büyüdüm diye. Ama şimdi, sevincin yerini hüzün aldı. Artık geri geri asılıyorum, deyim yerindeyse. Çünkü her geçen gün gibi her geçen yıl da daha bir ölüme yaklaştığımı hissediyorum. O yüzden de yılbaşılar bana daha bir dokunaklı geliyor. Hem yılın yenilenmesi hem de yaşımın yenilenmesi nedeniyle... Ben geçen yıla el sallarken, ölümde bana: “gel gel” ediyor, der gibi geliyor… Ne yaman çelişki değil mi? Zaten yılbaşı geldiğinde televizyonlarda izlediğim o görüntülere şaşırdığım kadar, inanın hiç bir şeye şaşırmıyorum. Zira insanların ömründen bir yıl daha gitmesine bu kadar sevinmesi, eğlenmesi doğrusu bana çok da mantıklı gelmiyor. Bizim köyümüzde yılbaşına gelince; itimat edin Aşağıdikmen de yılbaşının, diğer günlerden hiçbir farkı yoktur. Her gün tekrarlanan günler gibi bir gündür işte. Nasıl bir etkinlik düzenlenir diye merak ederseniz, öyle bir etkinlik ve yetkinlik de yoktur diye cevaplarız. Onlar hayattan ne piyango beklerler, ne de Hıristiyan âleminin noel babasını! Çünkü bilirler ki bunlar hayallerden ibarettir. Oysa Dikmenliler için hayat gerçeği, o kadar da hayalci olmaya izin vermez! Belki yorgunluktan uykunun bastıracağı belli bir zamana kadar TV seyretmenin haricinde... Yoksa ne Orhan Gencebay’ın o gecede TV ye çıkmama prensibini bozması, ne dansözlerin oryantalist hareketleri, ne de sanatçıların sahne almaları ve mali denetime tabi tutulmaları onların ilgi alanında değildir. Onlar hayat piyangosunun kendisine tersten vurmasının telafisi peşindedirler. Tabak kıran, hindi bayramı yapan, çılgınca kutlanan eğlenceler, onların üzüntüsünü bir kat daha artırmaktan başka ne işe yarar ki? Zira köy insanı aç karınlarını nasıl doyuracaklarının ve kışın soğuğunu ne şekilde geçirip, baharda traktörlerine alacakları mazotun parasını nasıl temin edeceklerinin derdindedirler. Çünkü hayat aman aman bir hayatı yaşayabilme fırsatını onlara vermemiştir. Köy insanının yaşamında yılbaşı eğlenceleri, olsa olsa bir lükstür ancak… Hindiler açısından bir irtibat sağlansa bile, oda hindi kesmek ve etinden yemekle ilgili değil, hindi satışından kış harçlığı olarak ceplerine üç-beş kuruş girecek mi diyedir. Oda genele şamil değildir hiç şüphesiz. Bütün bu anlatılanların değerlendirmesini ve yılbaşı eğlencelerinin bizim inanç ve kültürümüzle ne kadar örtüştüğünün vicdani muhasebesini, onlar zaten takdir ediyorlardır. Çünkü köy insanı aynı zamanda geleneklerin tavizsiz birer yaşatıcısıdırlar...! Sırf bu yüzden; bizim kültürümüz, dini ve milli benliğimizle hiç de uyumlu ve alakalı olmayan yılbaşı kutlamalarını, köy hududunun içine misafir etmez onlar... Bir milat yılı sonlanırken, kendim ve benimle birlikte aynı günde doğmuş olanlar için; yeni yaş gününün, sizler için de; yeni miladi yılın, hayatınızda bir milat olmasını diliyorum. |