
Mutlu BEZMEK info@asagidikmenkoyu.com
“İnsan olmak ne kadar zormuş, Allah’ım!” Diğer bir peygamber dostu; “Keşke şu daldaki bir kuş olsaydım!” diyor. İnsan olmak ne zor? Hayatı ölüm ötesinin penceresinden seyreden ve insan olmanın bütün yönlerini kendisinden öğrendiğimiz birisi “insan olmak ne zor!” deyip, korkuyla gözyaşı döküyor! Peki, nereden geliyor bu zorluk? Hayvana ve bitkiye bakıyorum; neyi yapıp neyi yapmayacağı hususunda programlanmış gibi, geliyor dünyaya. Yapıp-etmesi gerekeni yaptıktan sonra geçmişin elemleri, geleceğin kaygılarından uzak bir şekilde huzur içinde uzanıyor. Örneğin yeni kurban bayramından çıktığımız bu dönemde; kurban pazarını dolaşıyoruz. Önüne konulan samanı yiyen hayvan, az önce birlikte yemlediği arkadaşı kesilmesi ve derisinin yüzülmesinden hiç kaygı emaresi taşımıyor. Gözünün önünde az önce olan şeyin birazdan kendi başına geleceğinden habersiz, geviş getirmeye devam ediyor. Çocukluğumuzda mahallede oynardık; komşumuzun bir köpeği vardı. Bir gün zincirini koparmış ve biz oynarken, koşup beni ısırmıştı. Sahibi bunu görünce koşup köpeğini yakaladı, ailemden özür diledi ve sadece götürüp onu bağladı. Oysa oyun sırasında arkadaşımla kavga ettiğimde, bu yaptığımdan ötürü annemden bir güzel dayak yemiştim. Şimdi düşünüyorum; köpek beni ısırınca ona hiçbir şey yapmıyorlar ama ben arkadaşımla kavga edince ceza görüyorum. Ancak bugün değerlendirebiliyorum, bunu. İnsan olmak, yapıp ettiklerimden sorumlu olmak demek... Her yaptığımız şeyden sorumlu olmak düşüncesi, çok rahatsız edici geliyor insanoğluna. Ama öyle; hiç kimse görmese ve bilmese de yapıp ettiğimiz şeylerden dolayı vicdanımız karşısında hesap verirken buluyoruz kendimizi. Her canlı gibi bizlerin de bir yaratılış planı var demek ki. Çünkü bu, bizim kazandığımız bir şey değil; kendimizi içinde bulduğumuz bir varoluş şekli. Bir bakıyoruz, kendi kendimizin aynası olmuşuz, vicdanımız karşımıza geçmiş hesap soruyor yine kendimizden… Ve hatırlıyorum ilahi mesajı; “insan, kendi hesabını kendisi görecek.” VİCDAN denilen şey bu mudur yoksa? Hesap verirken, hem de kendi kendimize hesap verirken ne kadar zorlandığımızı herkes tecrübe etmiştir. Hesap vermek zorunda olmaktan kaynaklanıyor, sanırım insan olmanın zorluğu. Seçme irademiz var, iyi ve doğru olanı da biliyoruz. Ama bizi; irademizi iyi ve doğru olanı seçmekten alıkoyan şaşırtan isteklerimiz, korkularımız var. O isteklerin çekişleri ile korkuların itişleri arasında seçim yapmaya ve doğru olanı isabet ettirmeye çalışıyoruz. Hele bugünün dünyası ve hele hele büyük şehir ve medeniyet alemi..! Hayata konfor katacak bir sürü ihtiyaç malzemesi. Bugün sıradan bir insanın sahip olduğu konfora, eski zaman krallarının sahip olmadığı bir dünyada yaşıyoruz; üşüdünüz kaloriferi aç, banyo yapacaksın; sıcak su hazır, canın sıkıldı; atla arabaya seyahate çık. Bu kadar konfora duyarsız insan yoktur. Ama bu kadar konforu elde etmenin maliyeti de ona göre. Çok paran olmalı. Bu dünya cazibesi ortada; para kazanma imkanları sınırlı. Bu cazibenin hırsına kapılıp da doğru, dosdoğru kalabilmek kolay mı? Bu konforu elde edebilmek için çok çalışmak gerekli. O zaman da aileni, akrabanı ihmal etmek zorundasın. Orayı ihmal ettin mi huzursuzluk musallat oluyor, başınıza. “Doğru yoldan hiç ayrılmayayım, ama konforum tam olsun” dersen çok çalışmak zorundasın hayatta, yakınlarını da ihmal ediyorsun demektir bu durum karşısında. Velhasıl bu kadar itişin, çekişin arasında hem doğru kalmak, hem her şeyi dengede tutmak… “İnsan olmak ne kadar zormuş, Allah’ım” |