Doğru ve Hak yolu tercih edenlerin başına gelen musibetler saymakla bitmez. İdeali doğruluk olanlar bunu en iyi anlayanlardır. Bu sıkıntıların hikmeti; ne ola ki acep? Yaşanılan ve meydana gelen olayların bir imtihan sebebi olması, sebatkârlarla sebatsızların, azimlilerle azimsizlerin bilinmesi, sabırlılarla sabırsızların, samimilerle samimiyetsizlerin ortaya çıkması, Haktan yana olanlarla, batıldan yana olanların belli olması içindir hiç şüphesiz. Doğruluk uğruna çile çekenlerin başında Peygamberler gelmektedir mutlaka. Bu yüzden insanlar içinde sıkıntının en şiddetlisine Peygamberler maruz kalmıştır. Onlardan sonra da derecelerine göre diğer sahabe, tabiin ve din büyükleri gelmektedir. Evliyalar, âlimler ve diğer inanç sahibi insanlara da derece derece sıkıntılar gelmektedir. Kişi dinine ve dinin hükmü olan doğruluğa bağlılığına göre belaya uğrar, musibete maruz kalır. Dinine bağlılığı kuvvetli ise, musibeti de şiddetli olur. Bunun hikmeti, başımıza gelen sıkıntı bela ve musibetlerle günahlarımızın dökülüp gitmesidir. Bu konuda; Sevgili Peygamberimiz (S.A.V); “Dünya mü’minin zindanı kâfirin cennetidir” (1) buyurmaktadır. Cennetin güzelliği karşısında dünya gerçekten de zindan mesabesindedir. Diğer taraftan cehennemin dehşeti karşısında bir kıyaslama yapılacak olursa dünya hayatı kâfir için bir cennet hükmünde sayılır. Yine; “Musibet, günahsız olarak yeryüzünde dolaşacak bir hale gelinceye kadar mü'min kulun yakasını bırakmaz." (2) buyrulmuştur. Manevi makam ve derecelere ulaşmış olan bu ümmetin büyükleri, başlarına gelen sıkıntı, bela ve musibetlere sabır ve teslimiyetle göğüs gerdikleri için büyük insanlardan olmayı başarmışlardır. Hakkın terk edilmesi durumunda toplum düzeni sarsılır, anarşi artar ve huzur bozulur. İnsanlar mutsuz, yarınlarından umutsuz olur. İmansızlık bunalımı doğar, toplumsal suçlar ve intiharlar artar. Her iki dünyada da sıkıntı ve azap kişilerin yakasını bırakmaz. Bu yüzdendir ki; azabı istemeyen hakka uymaya zorunludur!.. Müminler doğruluk ve hak üzere oldukları mücadelelerinde her zaman aynı imtihanla karşı karşıya kalmışlardır. Bu geçmiş ümmetlerde de böyle olmuş, şimdi de olmakta, elbette gelecekte de böyle olmaya devam edecektir. Değişmeyen en önemli şey hakkın her zaman üstün geldiğidir. İnkârcıların hepside bir araya gelip ortak hareket etseler bile, yine de hakkın üstünlüğüne engel olamayacaklardır. Allah bu gerçeği Kuran-ı Kerimde şöyle bildirmektedir; “Hakkı batıl ile örtmeyin ve hakkı gizlemeyin. (Kaldı ki) siz (gerçeği) biliyorsunuz.” (3) “Gerçek (hak) Rabbinden (gelen)dir. Şu halde sakın kuşkuya kapılanlardan olma. (4) Şüphesiz, Allah'ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için biz sana Kitabı hak olarak indirdik. (Sakın) Hainlerin savunucusu olma.” (5) “Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın....” (6) Doğruluk ve Hak üzere olan kimseler; Allah’a karşı gelmekten sakınırlar, Allah’ı büyük tanır, O’na şükrederler, Allah’ın Peygamberlerine tabidirler, kendilere hak olarak gönderilen kitaba uyarlar. Azgın ve kıskanç değildirler, Allah’ın nimetlerini görür ve Allah’ı çok zikrederler. Bize öğüt olarak indirilen K.Kerimi okuyup, onu dinlerler. Hidayet üzeredirler, Allah’a şükür ve hamd içindedirler. Mali gücü yeterli olduğunda hacca gitmek, kadınlarının mehirlerini vermek, O’ nun verdiği nimetlerin kıymetini bilmek, sağlık ve ömür nimetini yerinde değerlendirmek ve bizzat Kendisine (C.C) kulluk üzere olmak, Allah’ın kulları üzerindeki hakkıdır. Yine; her şart altında hiç çekinmeden doğruyu ve hakkı söylemek, doğruluktan, Haktan ve adaletten ayrılmamak, Allah'tan korkup sakınmak ve Kuran'la hükmetmek, din dışı yaşantıların içyüzünü, adaletsizlik ve zulmü ortaya çıkartıp doğru olanın yapılmasını tavsiye etmek, güzel ahlakın önderliğini yapmak, örnek mümin olmak, İman, amel ve ahlak konularında insanları hakka ve güzele davet etmek gibi hususlarda Allah'ın biz insanlar üzerindeki hakkıdır. Bu husus; Yüce Kitabımız Kuranı Kerimde; "Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır." (7) diye anlatılmaktadır. Öyleyse, Kuran-ı Kerimde; “Ey iman edenler, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları veliler edinmeyin. Siz onlara karşı sevgi yöneltiyorsunuz; oysa onlar haktan size geleni inkar etmişler, Rabbiniz olan Allah'a inanmanızdan dolayı elçiyi de, sizi de (yurtlarınızdan) sürüp-çıkarmışlardır.” (8) “Gökleri ve yeri hak olmak üzere yarattı ve size düzenli bir biçim (suret) verdi; suretlerinizi de güzel yaptı. Dönüş O'nadır.” (9) Yine; “Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka.” (10) buyrulmaktadır. Hadis-i Şerifte de; "İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecektir ki, aralarında dini üzerine sabreden, avucunda ateş tutan gibidir." (11) diye anlatılmaktadır. İşte bu hüküm ve tavsiyelerde anlatılan uyarılara kulak vererek hayatımızı Ehli Sünnet İtikadı üzere bir istikamette düzenleyelim. Kendimize Allah’ın dostluğunu kazanmış kamili mükemmil insanları veli, rehber, dost, mürebbi ve mürşid edinelim. Allah (c.c) tüm inananlara hakkı hak bilip, hakkı sahiplenmeyi ve hakkı tavsiye edip, hak üzere yaşamayı nasip etsin. KAYNAKLAR 1) Müslim / Ebu Hureyre (r.a) dan 2) Timizi 3) Bakara Suresi / 42 4) Bakara Suresi / 147 5) Nisa Suresi / 105 6) Maide Suresi / 8 7) Al-i İmran Suresi / 104 8) Mümtehine Suresi / 1 9) Teğabün Suresi / 3 10) Asr Suresi / 2-3 11) Câmi'ü's-Sağîr / 3- 3779 |