
Raşit DİKMENLİ info@asagidikmenkoyu.com
Müminleri birbirleriyle kardeş ilan eden Yüce Rabbimiz, elbette ki kardeşliğin ölçüsünü de bizlere va’zetmiştir. Kardeş olmaktan doğan sorumluluklarımızı yerine getirmek her mümin üzerine bir vecibedir. Bir kan bağına gerek olmadan, kendi öz kardeşlerimiz olmadığı halde, inanç birliğine bağlı bir duygu paylaşımının zirveye oturmuş halidir kastettiğimiz kardeşlik. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (sav) tâ asırlar öncesinden, sonradan gelecek olan ümmetine; “onlar benim kardeşlerimdir” (Ramuzul Ehadis) diye seslenmişse, o zaman bizimde bu çağrıya kulak vermemiz gerekmez mi? Peygamber (sav) e kardeş olmaktan daha büyük şeref ve rütbe daha ne olabilir ki? Peki, kimler Peygamberimizin kardeşi olabilirler ve bu nasıl mümkün olur? Her birlikteliğin bir hukuku olduğu gibi, kardeş olmanın da bir hukukunun olduğu akılda tutulmalı ve hayatımız ona göre tanzim edilmelidir. Nasıl ki, bir binaya benzetilen İslam kalesi, onu oluşturan malzemelerin kenetlenmesinden meydana geliyorsa, kardeşler arası hukukta da duygu birliği önemli bir yer işgal eder. Kardeşlerimizi kırmamak, güler yüzlü olmak, nazik davranmak ve onlarla iyi geçinmek toplumsal huzurun temel şartlarındandır. Nitekim bir Hadis-i Şerifte Rasulullah (sav); “Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez ve onu düşmanın eline bırakmaz.” (2) şeklinde buyurmaktadır. Peki, bizim toplumsal yapımızda durum böyle midir acaba? Şayet olması gereken yerde isek, o zaman neden biz bu haldeyiz? Elbette ki, kardeşlik hukukuna gereği gibi riayet etmediğimizden... Çünkü gıybet, dedikodu, laf taşımak, iftira, haset, kıskançlık gibi birçok kötü ahlakın, sosyal hayatımızda yaygınlaşmış olması sebebiyle, kardeşlik ahlakımız da yara almıştır da, işte bu nedenledir..! Niye İslam düşmanlarına karşı mazlum konumundayız hiç düşündük mü? Neden kendi sorunlarımızın çözümünde dışarıyı adres olarak görür olduk. Bize hakemlik yapanlar kimlerdir acaba? Kendi sosyal ve hukuki yapımız içinde bazı meseleler neden çözümlenemiyor. Diğer kardeşlerimiz bize ne kadar güvenebiliyor? Ya da başımız dara düştüğünde biz kimlere başvuruyoruz. Kardeşlerimiz mi daha güvenli, yoksa bankalar mı? Psikolojik yardım merkezleri mi veya danışman kurumlar mı bize daha yakın, yoksa dostlarımız mı, dert ortaklarımız kimlerdir? Hangi etnik köken ya da farklı kültürlerden gelirsek gelelim daha dün kardeş biliyorken birbirimizi, şimdi kardeşlerin arası neden açıldı… Bütün bu sorulara ait cevapların, düşünüp idrak etmek isteyenler için oldukça mühim konular olduğu kanaatindeyim. Bana göre ise içinde bulunduğumuz manzaranın temel sebebi; İslam kardeşliği ruhundan her geçen gün daha da uzaklaşıyor olmamızdandır… Kardeşlik bağının korunması hem dini hem de toplumsal hayat açısından çok önemlidir. Zira varlık sebebini aynı dine mensup olmaktan alan kardeşlik müessesi, efendi-köle, zengin-fakir, beyaz-siyah ve kadın-erkek gibi ayrımlar yapmadan vicdani ve manevi bir bağ oluşturur. Çünkü kardeşliğin olduğu yerde taraflar birbirlerinden emindirler. Güvenilirlik, kardeşlik kurumunun en ana sütunudur. O halde kardeşlik sadece sözde olmamalıdır. Hiç şüphesiz kardeş olmanın bize yüklediği bir takım mükellefiyetler vardır. İşte bu mükellefiyetler sözkonusu müessesenin ayakta kalmasını ve devamını sağlayan ahlak ve erdemlerdir. Kardeşlerimize güler yüzlü davranmak, onların sıkıntılarını kendi sıkıntımız bilerek yardımcı olmak, neşelerinde ve acılarında yanlarında yer almak, sevgi, saygı, şefkat, merhamet, yardımlaşma ve dayanışma gibi temiz bir hissiyatla onlara yaklaşmak, kardeşliği sözden fiiliyata taşıyan en önemli unsurlardır... Hakiki kardeşliği toplumun tüm katmanlarına yayarak doya doya yaşayabilmek temennisiyle, kardeşliğin güven iklimine kavuşmanızı dilerim. |