Aylardan nisan, günlerden cumartesi mesai yok. Bu gün istediğim saatte uyandım. Kahvaltımı aheste aheste yaparken pencereden sarı yaldızlı pırıltılar odaya süzülüyor, güneşli bir güne uyanmak ne güzel diye düşünüp şükürler ediyorum. Böyle bir günde TV izlenmez deyip, çok sevdiğim halde ihmal ettiğim (nedense hep sevilenler ihmal edilir) radyomu açıyorum. Bir melodi başlıyor veee dinledikçe kulağımdan girip yüreğime doğru yol buluyor. 1. kıtasında; Mektebin bacaları (vay lele lele lele vay lele vay) Ders verir hocaları (vay lele lele lele vay lele vay) Kim yarimi sorarsa (vay lele lele lele vay lele vay) O dur birincileri (vay lele lele lele vay lele vay) Ah bu Türkülerimiz diyorum. Derdi olanın yüreğinden yükselen sözlerin sazın tellerine geçişi. Titreyen tellerden yükselen nağmelerin tekrar insan yüreğine dönüşü. Kimbilir kimin sevdalısı vardı o mektepte, sevdiğinin okuduğu okula ancak dışarıdan bakmakla yetinmiştir.Yakınına uzak düşmek ne zordur. 3. kıtasında; Mektebin önü dere (vay lele lele lele vay lele vay) Gidiyorum askere (vay lele lele lele vay lele vay) Ben askere gidende (vay lele lele lele vay lele vay) Bakma sakın ellere (vay lele lele lele vay lele vay) Sevdiceğini görebilme umuduyla mektebe o kadar çok bakmış ki bacalarını, önünden akan dereyi ezberlemiş. Askere gideceği gün yaklaşmış vatan borcunu ödeyecek, ödeyecekte akılı sevdiğinde kalmış, o yokken kimselere bakmasın. Gözden ırak olan gönülden ırak olmasın. Beste, güfte, nota bilmeden, aranjör aramadan bu türküler nasıl söylenmiş, dilden dile nasıl aktarılmış. Bir sezonluk olmamış, bu günlere gelmiş. Geçen yıl sürekli dinlediğimiz hit şarkıyı bir türlü hatırlayamıyorum. Çok unutkan olmuşum, vah benim halime,....tüh benim halime…. Hani hep kültürü okur yazar oranımızla kıyaslar eğitim seviyesi ile ölçeriz ya, bu kriterlerle ölçerken içinde insanımızı unuturuveririz. İnsanımızın duygusunu, çilesini, içtenliğini, en önemlisi duygulu yüreğini hesaptan düşeriz. Eğitim mutlaka her insana verilmeli, eğitim imkanları herkese aynı oranda sunulabilmeli. Eğitimin önemini asla yadsımıyorum fakat önce insan değil mi ? Hani çoğumuzun bildiği bir anlatım tarzı vardır. 1’in sağına sıfırlar konulur. Sıfırlar insana katılan artı değerlerdir. 000’lar arttıkça insanın olumlu özellikleri ve dolayısıyla insanın değeri artar. 1’i (karakter) kaldırırsanız her şey sıfırlardan ibaret olur, değersiz kalır. İnsan duygularında düşüncelerinde samimi olur, gördüğünden duyduğundan etkilenebilirse, başkası için üzülür ve sevinebilirse, hissedilenler söz olur, müzik olur, sazın teline vurulur. Bir of çeksem karşı ki dağlar yıkılır. Bu gün posta günü canım sıkılır. Ellerin mektubu gelmiş okunur. Benim yüreğime hançer sokulur. Yoksa üzüntüsünü, iç sıkıntısını bu kadar güzel anlatabilir mi insan. Gurbetti birlikte yaşadığı arkadaşlarına “nasılsın iyimisin” diye başlayan sevgiyi, özlemi anlatan satırlar, yollar aşmış okunuyorsa, size iki satır gelmemişse özleyen, arayan soran yoksa nasıl of çekilmez ? Çekilen offf karşı ki dağları yıkmaz mı ? İyi ki açmışım radyomu, iyi ki bu türkülerimiz söylenmiş. Karar verdim hergün mutlaka bir türkü dinleyeceğim. Sevgili dostlar sizce de TÜRKÜLERİMİZ çok güzel değil mi. On beş gün sonra görüşmek üzere hoşçakalın diyor, gidişiyle bizleri çok üzen Sayın Muhsin YAZICIOĞLU’na Cenab-ı Allahtan rahmet diliyorum. 15 Nisan 2009 |