Giriş Formu
Site İşlemleri
Kimler Sitede
Şuanda 6 konuk çevrimiçi
Ziyaret Sayısı
Bugün43
Dün112
Hafta588
Ay2951
Tümü34417

jbc vcounter
Anketler
Bu yıl ki yaz tatilin de Köyümüze gidecekmisiniz?
 
Günün Sözü
İlim adamları için yokluk içinde yaşadığı halde kanaat sahibi olmaktan daha değerli bir ziynet yoktur.
İmam Şafii -
Anasayfa

Dut


Okunma Sayısı : 520


  Nüvit KARAOĞLU

info@asagidikmenkoyu.com
“Adam olmaz bu olmaz, bi gıdım bile bana çekmemiş”

Emin Efendi’nin öfkeli sesi arka bahçeye kadar gelmişti. Pek te sık öfkelenip köpürürdü. Kocasının sesini duyan Hacer hanım “Coştu yine bizim ki” dedi. 

Bu öfkeli zamanlarda kimseden çıt çıkmazdı, ailece felaketin geçmesini beklerlerdi. Aileden sayılan kahya’yla kızı Gülizar’da korkarlardı. Çoğu zaman Emin efendinin öfkesinden onların payına da bir iki azar düşerdi. Gülizar gök gürültüsünden bile bu kadar korkmazdı. Bir gün dereye sel gelmiş, dere taşmıştı da az kalsın evlerine girecekti, o zaman daha çok korkmuştu. Birkaç tane tavukta boğulmuştu selde. En çok selden sonra da Emin ağasının bağırmasından korkardı. Babası Emin Efendi’ye ağam dediği için o da ağanın arkasından “Emin ağam” diye konuşuyordu. Yanındayken asla “ağam” diyemezdi! Tek kelimeyle konuşurdu. Sadece “Başüstüne” derdi. Emin efendi ne derse “Baş üstüne” diye cevap verirdi. Ağası neşeli olduğu zaman “Haydi kızım bi oynayıver dediğinde de başüstüne deyip kalkardı Gülizar. Öyle her şeye de oynamazdı, sadece bir türküye oynardı.

Yusuf;  “Ceviz oynamaya da geldim odana, odana da yavrum odana” yı söylerse o zaman Gülizar da döne döne oynardı. Yusuf büyüdüğünde saz çalacaktı. ”Sazı konuşturacağım” diyordu. Bir keresinde babasının annesine ”Yeni gelen öğretmen sazı konuşturuyor hanım”  dediğini duymuş ve karar vermişti. Yusuf’ta konuşturacaktı.     Yusuf’la aynı yaştaydılar. Aralarında yaş değilde ay farkı olduğunu duymuştu annesinden. Annesi ağanın verdiği küçük tarla üzerindeki evlerinden dışarıya neredeyse hiç çıkmazdı. Bütün günlerini ev işleriyle geçirirdi. Gülizar bir yaşındayken annesi kiraz ağacından düşmüş ve sol kolu dirsekten ters dönmüştü. “Arızalı” diyordu babası;  “Benim hatun arızalı dışarıda çalışamaz”

Gülizar merak etmişti. “Ağam Yusuf’a niye kızdı? diye düşündü. Gülizar’ın kardeşi olmadığı için Yusuf’u kardeşi yerine koymuştu. Yusuf’u çok seviyor o üzülünce bir kat fazla üzülüyordu. “Neyse” dedi içinden “Hacer annem şimdi koşar eve, “Oğlumun hatırını kırma bey” der. Hacer annem iyi ki var o olmasa ağamın yanına öfkeliyken kimse yaklaşamaz, bi ona yumuşar ağam. Eğer çok çok öfkeliyse Hacer anne de korkar. Geçen sene bodur  fundaların arasına buzağı girip yapraklarını yediğinde, Hacer annem bile iki gün yanına yaklaşamamıştı. Yemeğini de ayrı yemişti Emin ağam.

Emin efendinin öfkesi geçmemişti . Yusuf başı önünde kaşlarını çatmış hem üzgün hem de öfkeliydi. Babası bağırmaya devam ediyordu “Çoban da tutmazlar bu köye seni” Başını kaldırıp, odanın penceresinden ön bahçedeki yaşlı dut ağacını gördü, muzipçe tebessüm etti, yüzü aydınlanmıştı.

Babası ”İn aşağıya da kahyanın işi bittiyse söyle buraya gelsin” Yusuf merdivenleri üç beş atlayarak fırtına gibi arka bahçeye koştu. Gülizar meraktan çatlamıştı. Korkudan irileşen gözlerini kırpmadan sordu.

“N’oldu Yusuf ?  Ağam ne diye bağırdı sana?” 

“Hiiiç!”

“Hiç mi?”

“Hiç işte, traş takımının  aynası düştü elimden de” 

“Kırıldı mı yoksa?”

“Kırıldı” dedi Yusuf.

“E’ sen de doğru tutsaydın ya”

“Kızım güçcücük ayna zaten” 

“Güçcücük müüü?” deyip kıkırdadı Gülizar.  

Yusuf ta gülecekti ki  çimenlerin üzerinde dinlenen kahya’yı gördü birden.  

“Mahir kahya  babam seni çağırdı evde bekliyo” dedi. Kamburlaşan sırtını doğrultup, ellerini arkasına kavuşturarak eve doğru hızlı hızlı yürüdü yaşlı adam. Kahya zayıftı ama güçlüydü. Yaşlıydı da öyle kolay kolay yorulmazdı. Ağanın deyişiyle. “Sırım gibiydi” Mapustan çıkınca ağa sahip çıkmıştı kendisine, o gün bu gündür ağasının evini kendi evi, işini kendi işi bilmişti.Kahya gidince meyve ağaçlarıyla dolu büyük bahçede Gülizar’la ikisi kalmıştı.“Nasıl olsa yaza dutlar olur.” diye geçirdi içinden Yusuf. Emin efendi ak dut’u çok severdi. “Bal  gibi maşallah” derdi yerken. Yere düşünce zedelenir diye Yusuf’a ağacından  toplattırırdı.      “Babam her zaman da kızmaz canım, sevdiği zamanlar da olur” diye düşündü. Sevdimi de sever hani!.

Daha dün “Benim oğlum aslan parçası”  dememiş miydi? 

     **                       **               **            

Soğuk kış mevsimi yerini bahara bırakmış toprak ısınmıştı. Yusuf’la Gülizar okuldan geldiklerinde yemek hazırdı. Gülizar en sevdiği yoğurtlu çorbayı görünce sevinerek “Hacer annem tepsiyi hazırlamış”dedi. Yemekler sıcacıktı  herkes sofraya oturdu. Büyükler baharın gelişiyle artan bağ bahçe işlerini konuşuyorlardı. Gülizar neşeliydi. Laf döndü dolaştı okulun tatil olmasına  geldi.       “Okulun da kapanması yakındır artık” dedi, Emin efendi. Sonrada kaşının birini yukarı ya kaldırıp elindeki kaşığı sallayarak, Yusuf’a  “Bak zayıf, mayıf yok değil mi?” dedi.

Yusuf oturduğu yerde büzülerek “Yok baba” diyebildi, sesi fısıltı gibi çıkmıştı.  

Emin efendi devam etti; “Say bakalım çarpım tablosunu”

Korkudan Gülizar’ın elindeki kaşık titredi. Yusuf’un yanakları pembe pembe oldu.  “Her yemekte de  bu çarpım tablosunu sormaz mı” diye  geçirdi içinden. 

“6 kere 7 kaç?”      “42 baba”      “9 kere 8 kaç?” 

Yusuf ağzına aldığı çorbayı yutmakta zorlandı, başını yana çevirdi, pencereden dut ağacını gördü. Dokuzu da, sekizi de unutuverdi. Dut ağacının  yaprakları yeşillendi, bütün dalları dutlarlarla doldu. Babası –Evlat dut toplada misafirimize ikram edelim-dedi Yusuf’a. Gülizar’la koştular ön bahçeye, Yusuf  kedi gibi bir çırpıda tırmanırdı her ağaca.

Hacer hanım bir tabak  dolusu dut’la girdi içeri. Emin efendi tabağı muhtardan tarafa iterek ”Buyur muhtar hem konuşalım, hem de ağzımız tatlansın, dedi.

-Çok tatlıymış birader bunları nerden aşıladın?  diye sordu muhtar.

Emin efendi keyifle güldü. –Yok aşıdan değil, oğlum topladı da ondan  bal gibi, dedi. Gülizar Yusuf’a, Yusuf pencereden dutlara  baktı, bir tebessüm yayıldı yüzüne.-Türkü de söyleyeyim mi baba? Gülizar da oynar.

-Söyle bakalım.  Söylemeye başlamıştı Yusuf, Ceviz oynaaamaya da  geldim odaana ……    

Gülizarın başının üstüneydi. Hemen fırladı yerinden küçük topuklarını yere vura vura dönmeye başladı. Gözlerini kapattı az önce Yusuf’un dut toplaması geldi gözünün önüne, ağaçtan  koparttığı dutları önce burnuna sokuyor daha sonra sepete atıyordu. Kıkırdadı küçük kız.                                                        


Yorumlar
kainat   |2009-07-30 11:35:47
Hikaye formatına balıklama dalmışsın abla! olmuyor ama insan bi
çırpınır, suya alışmaya çalışır hemen yüzmez ki
fatmayenice   |2009-09-02 13:55:35
Çok hoş yazmışsınız.. Zevkle okudum..
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir!

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme (Pazar, 11 Ekim 2009 13:01)

 


Yazarın Diğer Yazılarını Görmek İçin Tıklayınız...

Duyurular
!!! Yazarımız Davut ZAT'ın; "Bir Devrez'imiz Vardı!" başlıklı yazısı eklenmiştir.

!!! Yazarımız Nüvit KARAOĞLU'nun; "Pembe Ruj" başlıklı anı yazısı  eklenmiştir.

!!! Yazarımız Sadi Mola'nın; "Çankırıya Bağlanmak" başlıklı yazısı eklenmiştir.

!!! Yazarımız Hüseyin BENEK'in; "  Anayasa Değişikliğine Evet mi Hayır mı? " başlıklı yazısı eklenmiştir.

Köyden Manzaralar
Haberler