| “Adam olmaz bu olmaz, bi gıdım bile bana çekmemiş” Emin Efendi’nin öfkeli sesi arka bahçeye kadar gelmişti. Pek te sık öfkelenip köpürürdü. Kocasının sesini duyan Hacer hanım “Coştu yine bizim ki” dedi. Bu öfkeli zamanlarda kimseden çıt çıkmazdı, ailece felaketin geçmesini beklerlerdi. Aileden sayılan kahya’yla kızı Gülizar’da korkarlardı. Çoğu zaman Emin efendinin öfkesinden onların payına da bir iki azar düşerdi. Gülizar gök gürültüsünden bile bu kadar korkmazdı. Bir gün dereye sel gelmiş, dere taşmıştı da az kalsın evlerine girecekti, o zaman daha çok korkmuştu. Birkaç tane tavukta boğulmuştu selde. En çok selden sonra da Emin ağasının bağırmasından korkardı. Babası Emin Efendi’ye ağam dediği için o da ağanın arkasından “Emin ağam” diye konuşuyordu. Yanındayken asla “ağam” diyemezdi! Tek kelimeyle konuşurdu. Sadece “Başüstüne” derdi. Emin efendi ne derse “Baş üstüne” diye cevap verirdi. Ağası neşeli olduğu zaman “Haydi kızım bi oynayıver dediğinde de başüstüne deyip kalkardı Gülizar. Öyle her şeye de oynamazdı, sadece bir türküye oynardı. Yusuf; “Ceviz oynamaya da geldim odana, odana da yavrum odana” yı söylerse o zaman Gülizar da döne döne oynardı. Yusuf büyüdüğünde saz çalacaktı. ”Sazı konuşturacağım” diyordu. Bir keresinde babasının annesine ”Yeni gelen öğretmen sazı konuşturuyor hanım” dediğini duymuş ve karar vermişti. Yusuf’ta konuşturacaktı. Yusuf’la aynı yaştaydılar. Aralarında yaş değilde ay farkı olduğunu duymuştu annesinden. Annesi ağanın verdiği küçük tarla üzerindeki evlerinden dışarıya neredeyse hiç çıkmazdı. Bütün günlerini ev işleriyle geçirirdi. Gülizar bir yaşındayken annesi kiraz ağacından düşmüş ve sol kolu dirsekten ters dönmüştü. “Arızalı” diyordu babası; “Benim hatun arızalı dışarıda çalışamaz” Gülizar merak etmişti. “Ağam Yusuf’a niye kızdı? diye düşündü. Gülizar’ın kardeşi olmadığı için Yusuf’u kardeşi yerine koymuştu. Yusuf’u çok seviyor o üzülünce bir kat fazla üzülüyordu. “Neyse” dedi içinden “Hacer annem şimdi koşar eve, “Oğlumun hatırını kırma bey” der. Hacer annem iyi ki var o olmasa ağamın yanına öfkeliyken kimse yaklaşamaz, bi ona yumuşar ağam. Eğer çok çok öfkeliyse Hacer anne de korkar. Geçen sene bodur fundaların arasına buzağı girip yapraklarını yediğinde, Hacer annem bile iki gün yanına yaklaşamamıştı. Yemeğini de ayrı yemişti Emin ağam. Emin efendinin öfkesi geçmemişti . Yusuf başı önünde kaşlarını çatmış hem üzgün hem de öfkeliydi. Babası bağırmaya devam ediyordu “Çoban da tutmazlar bu köye seni” Başını kaldırıp, odanın penceresinden ön bahçedeki yaşlı dut ağacını gördü, muzipçe tebessüm etti, yüzü aydınlanmıştı. Babası ”İn aşağıya da kahyanın işi bittiyse söyle buraya gelsin” Yusuf merdivenleri üç beş atlayarak fırtına gibi arka bahçeye koştu. Gülizar meraktan çatlamıştı. Korkudan irileşen gözlerini kırpmadan sordu. “N’oldu Yusuf ? Ağam ne diye bağırdı sana?” “Hiiiç!” “Hiç mi?” “Hiç işte, traş takımının aynası düştü elimden de” “Kırıldı mı yoksa?” “Kırıldı” dedi Yusuf. “E’ sen de doğru tutsaydın ya” “Kızım güçcücük ayna zaten” “Güçcücük müüü?” deyip kıkırdadı Gülizar. Yusuf ta gülecekti ki çimenlerin üzerinde dinlenen kahya’yı gördü birden. “Mahir kahya babam seni çağırdı evde bekliyo” dedi. Kamburlaşan sırtını doğrultup, ellerini arkasına kavuşturarak eve doğru hızlı hızlı yürüdü yaşlı adam. Kahya zayıftı ama güçlüydü. Yaşlıydı da öyle kolay kolay yorulmazdı. Ağanın deyişiyle. “Sırım gibiydi” Mapustan çıkınca ağa sahip çıkmıştı kendisine, o gün bu gündür ağasının evini kendi evi, işini kendi işi bilmişti.Kahya gidince meyve ağaçlarıyla dolu büyük bahçede Gülizar’la ikisi kalmıştı.“Nasıl olsa yaza dutlar olur.” diye geçirdi içinden Yusuf. Emin efendi ak dut’u çok severdi. “Bal gibi maşallah” derdi yerken. Yere düşünce zedelenir diye Yusuf’a ağacından toplattırırdı. “Babam her zaman da kızmaz canım, sevdiği zamanlar da olur” diye düşündü. Sevdimi de sever hani!. Daha dün “Benim oğlum aslan parçası” dememiş miydi? ** ** ** Soğuk kış mevsimi yerini bahara bırakmış toprak ısınmıştı. Yusuf’la Gülizar okuldan geldiklerinde yemek hazırdı. Gülizar en sevdiği yoğurtlu çorbayı görünce sevinerek “Hacer annem tepsiyi hazırlamış”dedi. Yemekler sıcacıktı herkes sofraya oturdu. Büyükler baharın gelişiyle artan bağ bahçe işlerini konuşuyorlardı. Gülizar neşeliydi. Laf döndü dolaştı okulun tatil olmasına geldi. “Okulun da kapanması yakındır artık” dedi, Emin efendi. Sonrada kaşının birini yukarı ya kaldırıp elindeki kaşığı sallayarak, Yusuf’a “Bak zayıf, mayıf yok değil mi?” dedi. Yusuf oturduğu yerde büzülerek “Yok baba” diyebildi, sesi fısıltı gibi çıkmıştı. Emin efendi devam etti; “Say bakalım çarpım tablosunu” Korkudan Gülizar’ın elindeki kaşık titredi. Yusuf’un yanakları pembe pembe oldu. “Her yemekte de bu çarpım tablosunu sormaz mı” diye geçirdi içinden. “6 kere 7 kaç?” “42 baba” “9 kere 8 kaç?” Yusuf ağzına aldığı çorbayı yutmakta zorlandı, başını yana çevirdi, pencereden dut ağacını gördü. Dokuzu da, sekizi de unutuverdi. Dut ağacının yaprakları yeşillendi, bütün dalları dutlarlarla doldu. Babası –Evlat dut toplada misafirimize ikram edelim-dedi Yusuf’a. Gülizar’la koştular ön bahçeye, Yusuf kedi gibi bir çırpıda tırmanırdı her ağaca. Hacer hanım bir tabak dolusu dut’la girdi içeri. Emin efendi tabağı muhtardan tarafa iterek ”Buyur muhtar hem konuşalım, hem de ağzımız tatlansın, dedi. -Çok tatlıymış birader bunları nerden aşıladın? diye sordu muhtar. Emin efendi keyifle güldü. –Yok aşıdan değil, oğlum topladı da ondan bal gibi, dedi. Gülizar Yusuf’a, Yusuf pencereden dutlara baktı, bir tebessüm yayıldı yüzüne.-Türkü de söyleyeyim mi baba? Gülizar da oynar. -Söyle bakalım. Söylemeye başlamıştı Yusuf, Ceviz oynaaamaya da geldim odaana …… Gülizarın başının üstüneydi. Hemen fırladı yerinden küçük topuklarını yere vura vura dönmeye başladı. Gözlerini kapattı az önce Yusuf’un dut toplaması geldi gözünün önüne, ağaçtan koparttığı dutları önce burnuna sokuyor daha sonra sepete atıyordu. Kıkırdadı küçük kız. |