
Vacit Ertan YILMAZ Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi
Sizden şöyle bir çevrenize bakmanızı istiyorum: Çalıştığınız kurumlara ve yaşadığınız yerlere. Başkalarını görmezlikten geliyoruz. Evet, yanlış duymadınız, resmen diğer insanları yok sayıyoruz. Onların varlıkları bizde herhangi bir anlam uyandırmıyor. Elbette kestirmeden verdiğim bu hüküm tamamen doğru değil. İnsanlar birbirleri üzerinde olumlu ya da olumsuz birçok duyguya neden olurlar. Peki, söyleyin bana, bunu nereden anlayacağız? Evet, söze dolambaçlı bir yerden başladım. Derdimi daha doğrudan anlatayım, “Selamı sabahı unuttuk” Yüzlerimiz asık, birbirimizden kaçıyor, adeta köşe kapmaca oynuyoruz. İçimizden şöyle ifadeler geçiyor: “Geçen gün selam verdim ama almadı, beni teğet geçti” “Benden bu kadar, üç kez selam verdim, adam oralı bile olmadı” Selam konusunda hesap kitap yapıyoruz. Güne selamla başlamak yerine, başımız önümüze eğik, kendi küçük dünyamıza kapanıyoruz. Hadi, itiraf etmekten kaçınmayalım; hepimiz kaba saba insanlar olduk. Selam, nezaketin önemli bir parçasıdır. Günün herhangi bir saatinde bir başkasına gönderilen önemli bir mesajdır. İnsan, selamlaşmayla bir başkasının, aslında kendi varlığını en derinden duyumsamış olur. Bu ifadeyi kullanmayı çok sevmiyorum ama “insan çoğalır, çoğalır”. İtirazlarınızı yine işitir gibiyim. Sayın yazar, (hocam derseniz bu beni daha çok bahtiyar eder) hayat mücadelesinin, toplumsal değişimin farkında mısınız? İnsanlar, yoksullukla boğuşurken, evlerine ekmek götürmek için bin bir çile çekerken, siz tutmuşunuz selamdan söz ediyorsunuz. Toplumsal koşulları hiçe sayıyorsunuz. Meydan okumaları, itirazları severim. Beni daha çok düşündürmeye sevk eder. (bu ifade, nasıl anlatsam, biraz beylik oldu ama sayın yazar). İçimdeki ses hak veriyor size. Ama yine durup, uzun uzun düşüncelere dalmaktan kendimi alıkoyamıyorum. Kafamı, insan ilişkilerine egemen olan bu hoyratlık uğraştırıyor. Bu hoyratlık, bu kabalık, zengin, yoksul fark etmiyor, hemen hemen herkesi pençesine almış: dur durak bilmiyor. Yalnızca selamı mı unuttuk? Ya yüzlerimiz? Sürekli asık. Gülümsemeden eser yok! “Ağır ol, molla desinler” Herkes kaskatı, donmuş vaziyette. Herkes birbirine negatif enerji veriyor bilip, bilmeden. Geçenlerde ÖSYM’nin yaptığı bir sınavda görevliydim. Kapıdan gelenleri “Hoş geldin” diye karşılıyordum. Bir süre geçtikten sonra yanımdaki görevli, “hocam, ilk defa böyle bir durumla karşılaşıyorum. Gelen öğrencilere “güler yüzle hoş geldiniz” diyorsunuz. “Görevim bu dedim”. İçimden ise “Düzenli şekilde park, bahçe yapan, ahalinin sorunlarıyla yakından ilgilenen belediye başkanları takdir edilir, aslında bütün bunlar bir belediye başkanının yapması gereken asli hizmetler arasındadır” diye geçirdim. İçtenlikle verilen bir selam ve gülümseme öğrencilerin başarılarını etkiler. Biliyorum sözü çok uzattım. İletişimde başarılı olmak istiyorsanız; çekinmeden A’dan Z’ye herkese selam verin. Gülümseyin. Bol bol gülümseyin. Bu konuda söyleyecek daha çok sözüm var. Onlar da bir başka yazının konusu olacak. Bütün okuyuculara en derin saygılarımı sunuyorum. |