Dışarıda yağmur var. İnce ince, incitmekten korkar gibi yağıyor yağmur.’Yağmurla birlikte rahmet, bereket de yağar’ der eskiler. Sanki bu sözü doğrular gibi bu gece yağmur. Göklerden gönlüme ılık lılık bir şeyler akıyor. Camı açıp uzatıyorum elimi, avuç içim göğe bakıyor. Her damla düşüşünde; tenim, bedenim, ruhum, yüreğim dirilip canlanıyor. Göğün oluklarından hayat akıyor gönlüme...
Gök açtı kapılarını, bekliyor beni. Çağırıyor yanına. Her damla, yeni ve farklı bir davetiye getiriyor beraberinde. Fakat sert iklimlere alışık ruhum, yadırgıyor böylesine ılıman havayı, kapılarımsa kapalı. Zorluyor kalbimin kapılarını damla biçimli, damlalar adedince davetiyeler. Sancılanıyor ruhum lakin telaşa kapılmıyor bunun karşısında nitekim ‘değişimler sancılı olur’ derler. Bırakıyorum kendimi yağmurun kollarına. Öyle yumuşak, öyle şefkatli sarıyor ki beni... Mitolojik bir kahraman gibi kollarında göğe çıkarıyor, açılan gök kapılarının önüne. Engin, dipsiz, sonsuz gibi, ölüm gibi esrarengiz bir evin kapısındayım sanki. Ürpererek, ufak ufak adımlarla giriyorum içeri. Kalabalık bir şölene davetliyim sandım fakat elimde davetiyem kalakaldım bu ihtişamlı malikânede. Kimsecikler yok içeride, yapayalnızım. Fakat içimde bir dürtü, bir istek bilemiyorum işte dilime dökülüyor sözler birer birer. Kalbim, dilime bir takım harfler yolluyor. Dilimse onları kelimeler haline getirip; dudaklarımın ve nefesimin yoluyla usul usul bırakıyor havaya. Herhangi birinden, herhangi bir şey istemeyi ar kabul eden gönlüm, bülbül misali şakımaya başlıyor; aklımdan ve gönlümden geçen her isteği. Bilinçsizce çöküyorum dizlerimin üzerine, boynum kıldan inceymiş gibi eğiliyor sağ omuzum üzerine. Kalbim, gönlümden geçenlere tercüman... İstiyorum herkes için, her şeyin en güzelinden en çok da kendim için... Muhtacım korumana, yardımına, ellerine, şefkatine, merhametine, beni sevmene.Yolum doğru yol, senin yolun olsun.Tut ellerimden.Sabitle kalbimin istikametini, kendi istikametinde.İsmail misali hazırım uğrunda bedenimi, ruhumu kurban eylemeye yeter ki kabul buyur bu aciz kulunu, cemalini görmeye... Yanağımdan süzülen yaşlarla irkiliyorum. Islanmış yanaklarım gözyaşlarımla, kirpiklerim yapışmış birbirine, gözlerimin içi kıpkırmızı. Fakat aksine sular kadar duru içim. Sanki hafiflemiş ruhum, paklanmış kalbim... İnce ince, uzun uzun aktı gönlüme, yıkadı beni yağmur bu gece... Handan KONAK |