Evet.
Keskin yaşanmalı hayat. Seçmeli insan. Sağa ya da sola yürümeli. Ortada geçirilmemeli zaman. Griler ya beyazlaştırılmalı ya da siyaha bürünmeli. Sorulara evet ya da hayır denilebilmeli kesin bir kararlılıkla. Mesela ‘’olabilir ’’ dememeli sevgililer. Yormamalı, düşündürmemeli karşısındakini. Evet; bende, bende seni seviyorum ya da hayır, hayır ve hayır demeli. Cesur olmalı erkek mesela. Gözü kara, delikanlı ve harbi. Korkmak grileştirir çünkü onu. Elleri cebinde, rüzgara karşı yürümeli umarsızca. Adam gibi giyinmeli mesela. Pembesiz ve ütülü. Kıvırmalı kollarını gömleğin havanın soğukluğuna aldırmadan. Ve kadın. Unutmamalı kadın olduğunu. Utanmalı, utanabilmeli. O kadar sahiplenmeli ki sadakati kıskandırmalı. Biz bu yüzden yorulduk galiba… Alışamadık. Isınamadık yanar döner zamana. Sevemedik naza çeken sevgilileri. Anlam veremedik ‘’olabilirlere’’. Ne demekti yani bu ? İnsan ya delice severdi ya da dönüp bakmazdı bile. Biz bu yüzden yorulduk galiba… Bize göre değildi ütüsüz gömleği sırtımıza geçirmek ya da ütülü de olsa üstüne pembe kravat bağlamak. Kanımca yakışmıyordu erkeğe cıvıl cıvıllık. Ve alışamadık erkeksi kadınlarımıza. Delikanlı edayla yerleri tıklatan topuklara alışamadık. Şaşırdık haftada iki sevgilisi olan kadınları görünce. Hâlbuki utanmalıydı, utanabilmeli. Sevgili; çılgınca evet demeli ya da başı eğik, hayır deyip yürümeliydi. Olabilirler,olasılık dışıydı. Erkek, hakkını vermeliydi adının. Erkekti. Ve kadın. Sadece utanabilmeliydi. Grilik bize göre değildi. Griler ya beyazlaştırılmalı ya da siyaha bürünmeliydi. |