Vacit Ertan YILMAZ Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi
Sizden şöyle bir çevrenize bakmanızı istiyorum: Çalıştığınız kurumlara ve yaşadığınız Türkiye’de öyle uygulamalar var ki, akılları esir almış. Bu uygulamalara karşı çıkmak, hemen şimşekleri üzerinize çekmenize neden oluyor. Sanki başka yollar, başka seçenekler yokmuş gibi davranıyor herkes. Yabancı dille eğitim meselesi de bunlardan biri. Üniversitelerimizde giderek yaygınlaşıyor. Gerekçe hazır: “Gençlerimize bir yabancı dili en iyi bir biçimde öğreteceğiz” Gerekçeyi duyanlar, hemen suspus oluyor. Doğru ya, yabancı dil öğretilmesine kim karşı çıkabilir. Hedef, son derece anlamlı. İşte tam bu noktada aklımız tutulmaya başlıyor: “Evet, yabancı dil öğretiminin başka bir yolu yok. Hem, en saygın üniversiteler, yabancı dille eğitim yapanlar değil mi?" Yabancı dille eğitim dogması, öyle zihinlere yerleşmiş ki, başka türlü düşünmeye izin vermiyor. Adeta bir mit! Doğa yasaları gibi kabul ediliyor. Değişmesi teklif bile edilemez. Şimdiye kadar yapılan birçok araştırma yabancı dille eğitimin sakıncalarına işaret etmiş. Ama ne gam! Kadir Cangızbay gibi Türkiye’nin yüz akı olan entelektüeller, bu işin sakatlıklarına, yanlış duymadınız, evet sakatlıklarına dikkati çekmişler ama boşuna. Bütün bunlar, mitlerine sıkı sıkıya sarılanların, ona inananların bir kulağından giriyor, bir kulağından çıkıyor. Öğrenciler, yarım yamalak öğrendikleri yabancı dille, sosyoloji, felsefe gibi ağır kavramlarla yüklü disiplinlerde yol almaya çalışırlar. Hocalar, ne kadar hâkim olsalar da anadilleri kadar yetkin olamayacakları yabancı dille öğrencilerine bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar. Bu çabalarının bir anlam ifade etmediğini gören hocalar, Türkçeye, ana dillerine dönüş yapıyorlar. (doğrusu da budur zaten). Bütün bu yaşananlar, bütün bu komedi, yabancı dille eğitime gönül verenler için bir anlam ifade etmez. Elbet bir gün, öğrenciler de, öğretim üyeleri de anadilleri gibi yabancı dil konuşacaklardır. Felsefe, sosyoloji, iktisat bilmek ise pek de önemli değildir. Yeter ki yabancı dil öğrenelim! Türkiye’nin önde gelen akademisyenleri, aydınları yabancı dille eğitim veren üniversiteler de bu çarpık durumu içlerine sindirerek çalışma hayatlarına devam etmektedirler. Bu vicdanları sızlatan duruma içten içe isyan edenleri bir tarafa bırakıyorum. Bu aydınların, bu gariplik karşısındaki tepkilerini merak ediyorum. Anadillerinin, yabancı dil öğreteceğim diyerek üniversiteden kovulmasına nasıl sessiz kalırlar. Dünyada yalnızca sömürge ülkelerinde olan bu uygulamaya neden isyan etmezler? Türkçenin, garip, kimsesiz bırakılmasına niye hiçbir tepki göstermezler? Düşünüyorum, düşünüyorum, ama bir türlü doyurucu bir yanıt bulamıyorum. Onları mitleriyle baş başa bırakmaktan başka elimden bir şey gelmiyor. Belki de içlerinden şöyle şeyler geçiyordur, kim bilir: “Gelin arkadaşlar, bazı alışveriş merkezlerinde, hastanelerde, hatta bazı şehirlerde Türkçeyi yasaklayalım. Bazılarında İngilizce, bazılarında Almanca konuşulmasını zorunlu tutalım. Ne güzel olur değil mi? Cümbür cemaat, çocuğundan yaşlısına herkes yabancı dil öğrenir, fena mı?!” Söyleyin bana üniversitelerde yabancı dille eğitimin, size uçuk gelecek bu önerilerden bir fark var mı? Belki bir gün, dilerim iş işten geçmeden bir gün, bütün üniversiteler ana dillerinden, Türkçeden özür diler. Ben onlar adına, şimdiden Türkçeden özür diliyorum… |