
Çocukken problem çözmeyi hiç sevmezdim. Çünkü çözemezdim. Matematik korkulu rüyam idi. Büyüdüm hayatımda matematik, problemler, sınavlar yok ama problem çözme işimin bir parçası çok bilinmeyenli denklemler kurup bilinmeyenleri bulma üzerine kurulu milyonlarca gün doğdu üzerime, öyle görünüyor ki doğmaya da devam edecek. Matematik de birçok problem var; yaş problemleri, hız problemleri, havuz problemleri. . . İnsanların da problemleri var. Bunlardan biri uyum problemi. Uyum sağlamak insan hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri. Annesinin güvenle çevrelediği küçücük dünyadan kopup gelen bebeğin ilk haykırışları; ilk uyum çabaları . Uyum olmadan hayatta kalmak zor. İnsanın dış dünya ile iç dünyası arasında hassas bir denge kurması gerekir bu dengeyi hızlı kuranlar hayattaki dik yokuşları ve ani virajları hızla geçiyor dengeyi kurmakta zorlananlar ise yokuşların ve virajlarında başında kalıyor geçmeyi tekrar tekrar deneyip yoruluyor. Matematik ve değer kelimeleri zihnimi kurcaladığında; basamak ve sayı değerleriydi matematikte gördüğüm ilk değerler. Önce rakamları yazar sonra oklarlar rakamların değerlerini gösterirdik. Sayıların bir değeri vardı eşyaların da. Satın aldığımız her şeye bir değer biçilmişti insanlarında değeri vardı. Problemlerin çoğu insanların “ben değerliyim bana değer verin” sözlerinin davranışlarına, bedenlerine aşırılıklarla ortaya çıkıyordu.Değer yargıları vardı… Her insanın değer verdiği kendisine has düşünce yapısı, hisler dünyası bambaşkaydı kimi itibara değer veriyordu kimi paraya farklı değer yargıları insanları ürkütüyor “Benim değer yargım budur “ deyip ötekinin önünde dimdik duruyordu. Ama benim de ötekinin de değer yargıları kendisine özel ve güzeldi kabullenilmiyorsa bile saygı duyulmalıydı. Sayılar hiç ben senden değerliyim diyor muydu? Dost olup değerlerini artırıyorlardı 2, 1 in yanına gitmekten çekinmiyor “ben daha değerliyim “ demiyordu. Onun bu tevazusu değerine değer katıyor 2, 1 ile dost olunca 21 olup değerini artırıyordu. Matematik benim gibi bazı çocukların da korkulu rüyası olmuştur. Onlar da benim gibi yapamadıkça üzülmüştür. İnsan yapamadığı şeyden soğur ve sevmez. Matematiği yapamadığı için sevmeyenler var. “Sevmek anlamakla başlar” matematikte anlaşıldıkça sevilir matematiğin bir dili vardır. “Matematikçe”. Bu dil; sayılar, formüllerden oluşur. İnsanda anlaşılmak ister, insanlarında formülü vardır, o formülleri bilmek anlamayı kolaylaştırır. Her insanın formülü farklıdır. Her insanın sevdikleri, yerdikleri, korktukları, hedefleri, yetenekleri bambaşkadır. Yetenek * hedef –korkular =? Yaptığımızda ortaya dünya üzerinde ne kadar insan varsa o kadar formül çıkar.İnsan çok bilinmeyenli bir denklem bu denklemin çözümü ise denklemin içinde saklı ne kadar denklem varsa o kadar çok çözüm var. Denklemler veya çözümler benzer olabilir. Genellemeler yapılabilir ama Freud’un dediği gibi “Ne kadar çok insan varsa o kadar çok psikolojik yöntem vardır”Matematik daha kolay gözüküyor sanki! Rabia ÖZCİHAN KARABULUT |