Yasemin ADAR ‘İki kişi birbirini çok sever de kavuşamazsa adı aşk olur’ Postacının kapıma bıraktığı ihbarnameyi görüp gelen kargoyu almak için postaneye doğru ilerlerken bir yılın muhasebesini yapmak için yeterli vaktim oldu. Her adımımı, bir yaşanmışlığın değerlendirmesini geride bırakarak attım. Beklemediğim bir anda bir maille hayatıma nasıl dâhil olduğunu düşündüm önce. Bir tek nasılsınızla başlayan muhabbetimizi… Arkadaşlarımızdan, memleketimizden, okuldan, derslerden saatler süren sohbetlerimizi… Derken apayrı yollarda yürüdüğümüzü fark ettik birbirimizin. Birimiz neyi delicesine savunuyorsa diğerimiz de onun o kadar karşısındaydı. Benim için değerli olan, senin için savaşılması gerekendi. Senin kutsal saydıkların ise benim kinle büyütüldüklerim… bunu bile bile ne sen benimle savaştın ne de ben sana kinlendim… Biz, yol ayrımlarımızı geçeli çok olmuştu. Kilometreleri devirmiştik ve geri dönmemiz imkânsızdı. Üzerinden bir nesil geçen ideolojik kavgaların gölgesi hala üstümüzdeydi ve fikirlerimizin kavgasını yaparken gönlümüzde bir ihtilâl olduğunun farkında değildik henüz. Gel zaman git zaman içimizde bir yer acımaya başladığında açıldı gözümüz. İmkânsıza yelken açmaya çalışıyorduk. Söyleyemediklerimiz vardı ve biz dillendiremiyorduk. Şarkılar bize birbirimizi anlatıyordu ve biz duymaya bile korkuyorduk. İki zıt kutbun birbirini nasıl çektiğine bizzat tanıklık ediyorduk. Gelecek zamana yayamayacağımız her sohbeti bugüne sığdırmaya çalışıyorduk. Her konuşmada ayrılığın alevi bize bir kere dokunup geçiyordu. Yarınımız yoktu ve biz hiçbir şeyden emin olmadığımız kadar bundan emindik. Aramızda yüzlerce kilometre olması bu yüzden sorun değildi bizim için. Göz ardı ettiklerimize bunu da ekleyip mutlu olmaya çalışıyorduk. Sen benim hayalim gibi olmuştun. Vardın ama yoktun da… İstesem elimi uzatıp dokunabilirdim sana. Bir taraftan da bunu yapabilmem için çok savaşmam gerekebilirdi… ‘Sana bir hediye aldım, adresini bana gönderir misin?’ dediğinde çok şaşırmıştım. ‘Ne olduğunu sorma, görünce sen aklıma geldin. O yüzden aldım.’ Ne olduğunu merak etmiyor değildim ama hediye, seni hayal olmaktan çıkarıp somutlaştıracaktı gözümde. Sen, o hediyenin suretinde karşıma çıkacaksın gibi geliyordu bana. Bunu istediğimden emin değildim… Bütün ertelemelerime rağmen sen zaten bulmuştun adresimi. İşte postacı da gelmiş ve beni evde bulamayınca ihbarname bırakıp gitmişti. Postaneye girdiğimde kargoların dağıtımdan dönmediğini söylediler. Zaten daha önce de yanlış adrese gitmiş. Ben postanenin bile bize karşı durduğunu düşünürken bir memur içeri girdi. Zor zahmet paketi bulduk. Bu sefer bir umut kıvılcımı belirdi içimde. Bazen her şeyden anlam çıkarmayı çok seviyorum ya da işime böyle geliyor sanırım. Elimde hediye paketiyle içim içime sığmaz bir halde çıktım dışarıya. Yıllardır hissetmediğim bir duygu kapladı içimi. Bildik bir duyguydu ama hiç bu kadar yakından tanımamıştım. Mutlu olmak istiyordum ama zihnimde engeller beliriyordu. Tebessümüm yerini acının çizgilerine bırakıyordu. İçim yanıyordu ve ben buna engel olamıyordum. Neden sonra paketi açmak aklıma geldi. Önce bir koku kapladı ortalığı. Sonra da parfümünün sindiği yeşil bir eşarp geçti elime. Sen yoktun ama varlığını hissettirmiştin işte. O eşarp ne kadar senden farklıysa kenarına iliştirdiğin küçük not da o kadar sendin… Eşarpta ne kadar kendimi bulduysam, satırlarda da o kadar seni gördüm. İtiraf etmeliyim; hediyen beni sevindirdiği kadar da içimi acıttı. Üç gün boynumdan çıkarmadım eşarbını. Üç gün kokun üstümden hiç gitmedi ve ben o üç gün boyunca aşk diye bir şeyin gerçekten var olduğunu düşündüm. Kavuşamamak mıdır aşkı aşk yapan, bilmiyorum. Bir mantığa bağlanamayışı mı, bir kalıba dökülemeyişi mi, engel tanımayışı mı aşkı aşk yapar, emin değilim. Ancak her şey güzeldi, çok daha güzel olabilirdi. Ben direnecek gücü bulamadım kendimde. Daha çok üzmekten ve üzülmekten korktum sanırım. Senin gibi değilim ben, asla da olamam. Keşkeler dilimde dolaşıyor aylardır ama bunlarla yaşanmayacağını da biliyorum. İyi ki diyebiliyorum sadece. İyi ki bu kadar zaman hayatımdaydın, benimleydin, birlikteydik… Her zaman bir teşekkür borçlu olduğumu düşündüm sana hala da öyle düşünüyorum. Yeşil eşarbım yine boynumda ama kokundan eser kalmadı. Varlığın, olması gerektiği gibi yavaş yavaş terk ediyor beni. Zaten biz yol ayrımlarını geçeli çok olmuştu ve birbirimiz için bile geriye dönemezdik. Milyonda bir ihtimalle, bir kere kesişecekti yolumuz; kesişti ve biz bu zamanı doyasıya yaşadık. Samimiyetinden bir an bile şüphe etmedim. Yeşil eşarp için, teşekkürler… |