Feride ZAT
Hayat şimdi mi, gelecek mi, yoksa geçmiş mi? Sizce hayat hangisi... Anı yaşamak ya da geçmiş ve gelecekte yaşamak… Hayat geçmişteki hatalara takılıp onlarla bir ömür sürmek vicdan azabı çekmek değildir. Tabi ki geçmişte yaşananlardan ders almak gerekir. Asıl olan o hatalar çözümlenerek bir daha tekrarlanmamasıdır. Yoksa yaptığımız hatalara takılıp, onlarla yaşamak değildir hayat denilen süreç... Sonuçta insan olan hata yapar, hatta yapmalıdır, insan olmanın gereği olarak kaçamayacağımız bir gerçek olarak… Düşünsenize hiç hata yapmadan nasıl yaşanır ki? Melek olmadığımıza göre... Buyüzden hayatı hatlarıyla kabullenmeliyiz. İnsan hatalarıyla da insan! Hayatta hata yaparak doğruları öğreniriz kimi zaman. Yok böyle olmaz diyor sanız, o zaman hayat değildir yaşananlar belki oyun olur da çıkıp dünya sahnesinde oynanır. Hemde hilelerini öğrenerek oynanan bir oyun... Ne kadar basit ve berbat bir oyun olmaz mı sizce de?.. Geçmişteki yapılan hatalar için yalvarmalar da değildir hayat! Sadece bir özür dileyerek çözmeli hataları. Sonrasında bir ömür dövünmek bir hata için fazlası, insanın hayatını mahvetmekten başka bir şey değil. İnsanlar yaptıkları ve yaşadıkları şeylerden sadece pişmanlık duymamalı, ders almasını ve çıkarımlar yapmasını da bilmeli… Çünkü; ‘Keşke’ ler insanı içten içe yiyen bir kurt gibidir. Yavaş yavaş ama acı çektirerek hayatı mahveden bir kurt işte.. Siz her işinizden önce bir kere düşünün! Hatta olmadı derseniz iki kere düşünün. Düşünün ki yanlış yapmayın. Sonrasında keşke demeyin... Çalışsaydım keşke, başarsaydım keşke, söylemeseydim keşke vs. Of, offf bu keşkeler hiç tükenmez ki. Tek tükenen insan ömrü ve kayıp duygularımızdır. Hem de o kadar hızlı tükenir ki, ancak tabutta fark edersiniz... Hayatta geleceği planlayarak ben şu saatte şunları söylemeliyim veya şura da olmalıyım gibi bir plan yapma imkanınızda yoktur. Çünkü iki dakika sonrası için hayatın size ne gibi bir sürpriz sunacağından habersizsinizdir. Zaten bilinseydi de hayat denilen gerçek gizemli bir süreç olmaz, gayet tabi ve monoton gidişatıyla sıkıcı olmaz mıydı? Aynı pille çalışan barby bebekler gibi... Açıkınca mama, ağlayınca kuçak, oyun istediği zaman oyun... Bunlar mıdır yaşamak denilen bir ömür? Elbette ki, geleceğimizi planlayacağız, bir disipline tabi tutacağız. Ama bunu sağlayacağız derken hastalık haline getirerek kuralcı bir tip olup çıkmayacağız ortaya. Neden mi? Çünkü hayatı kaçırmamızın önlenemez baş sebeplerinden olur da ondan! Ben büyüyünce şu olacağım, sen büyüyünce şu mesleği seçeceksin, benim kızım, benim oğlum… Tamam ol ! Sana olma diyebilecek bir güç yok. Hatta olman gereken şeyin gerçekleşmesi için de bol bol çalış. Fakat bir şeyi lütfen atlama! O da kendin olarak ânı yakala ve bu gerçekler ışığında ve gönlünce yaşamaya çalış. Bakın işte bitkiler yaşıyor. Su akıyor, güneş ise doğuyor ve batıyor. Öyleyse sende bir yaratılış mucizesi olduğunu hiçbir zaman hatırından çıkarma ! Kendi özelliklerini farkında ol ve onları en üst limitine kadar kullan ve geliştir… Daha da önemlisi ise içinde bulunduğunuz anı yaşarken bir başkasına odaklı değil, bizzat kendin için yaşa. Senin şifren “anı yakala” olmalı. Zira bu olmazsa sen de yoksun kusura bakma. Andan başkası belki olmayacak ve dün geçmiş olacak, yarında henüz gelmemiş! Fakat anı yakalamış durumdasın onu da kaçırırsan bir daha böyle anlar elinde olamayabilir…. Unutma ki ömür çok kısa ve hızlı kayıyor, insanın elinden ve geleceğinden. Onun için geçmişten ders alıp, geleceğimizi planlayarak anı yaşamalıyız. Sırf hayat mort olsun diye! Her gün içinde barındığınız zamanı eskitirken “anı yakalayarak” yaşayabilmeniz dileğiyle. |