
Birsen ALTIN
Bir kadın olarak kendimizi tanımıyoruz güçlerimizin farkında bile değiliz... Halbuki, gücümüzü destekleyen özelliklerimizin farkındayız. Zaaflarımızı, iyi ve kötü niyetlerimizi, oturup kalkmamızı, bir bakışımızın, gülüşümüzün ne anlama geldiğini, her şeyi çok iyi biliyoruz. Önsezilerimizle hareket ediyoruz… Öyle büyük bir denizin dalgalarıyız ki; öyle derin uçurumlarımız var ve öylesine karışık görünen ama çok kolay, basit metotlarla yönetilebiliyoruz ki… Bir güzel söz, bir demet gül, içten samimi bir gülüş… Bir kadın, ruhunda büyük güçler taşır. Anne olsun ya da olmasın, yaratıcılık özelliğinden dolayı üstünlüğü vardır. Bu kadını yaratana yaklaştırır. Sözde kadın erkek eşitliği olsa da kadın çok çok farklıdır. Kadın, sosyal hayatın karmaşasında asli özelliklerini, görevlerini unutur. Aslında unutmaz ancak yaşam sorumluluğu öyle büyük bir yük olur, biner ki omuzlarına, kendini düşünmeye, kendisi için bir şeyler yapmaya ne zamanı ne de fırsatı kalır. Zamanla yaşamın her durağı değişime uğratır kadını, zerafetini, ruhunu, bedenini, beynini yavaş yavaş değiştirir. Öğrenip kirlendikçe, kendisi de kirlenir, ışığı kaybolur. Burada olması sadece dünyayı daha güzelleştirmek, hayatı kolaylaştırıp anlamlı hale getirmek içindir. Kadın görevli bir melektir. Erkeği ehlileştirmek, kaba ve kavgacı yanını gidermek ve bulunduğu yere zevk ve mutluluk vermek için gelmiştir. Kadın demek, değişim demektir. Düzen, kadının asli görevini unutturur. Doğurma özelliği bile ona yük gelir ne kocaya ne de çocuğa tahammülü kalmaz. Saldırgan, depresif bir kişiliğe bürünür. Önce şaşırır kadın, kötülüğe, acıya maruz kalınca, kendi kendini sorgulamaya başlar. İnanamaz, canı acıyan her canlı gibi, zamanla güvenlik kalkanları oluşturmaya başlar. Gittikçe sertleşir, içine acımasızlık tohumları eker, gerçi ekse ne olacak? Büyütemez ki! Gücü yetmez, her şeye rağmen gönlü elvermez, ama zamanla çevresindekilere benzemeye başlar. Yapmacık, çıkarcı, olur, etrafa sahte kahkahalar atar. İşte o zaman susar kadın çoğunlukla, gözyaşlarını içine akıtır. Nefes aldıkça kini büyür, mutsuz olur, fırtınalarla, uğraşırken, kırılır kanatları. Uçmayı istese de kalır gidemez hiçbir yere. Yalnız kaldığında hep ağlar ama öyle gururludur ki acizliğini göstermemek için günlük hayatta birçok maske takmak zorunda kalır. Tutunacak bir dal arar kendine. Her kadın yaşamının bir yerinde bu noktaya, en azından yakınına gelir. Hayatı mücadele ile geçer kadının. Hayatının her döneminde kendini ispatlamak zorundadır kadın. Her şeyi yoluna koyar kadın ama yine karşısına bir kadın çıkar. Ya amiri olarak önüne taş koyar, ya ikinci kadın olarak hayatına müdahale eder ya da, ya da, ya da… Bir kadın, sadece sevgi ve güveni bulduğunda ancak gerçekten inandığı yerde özüne döner. Çıkarır silahlarını, yaralarını sarar, yüreğine şefkat tohumları serper. İşte, o zaman görür erkekler gerçek kadını. Çünkü o her şeyden önce annedir, sevgilidir, eştir. Sihirli parmaklarının bir dokunuşuyla her yeri güzelleştirir, gözlerindeki ışıltıyla dünyayı aydınlatır. Değiştirir dokunuşuyla, zevkiyle, sevgisiyle etrafını. Her kadın özünde bir melektir. (*) Yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarına aittir. |