Meral POLAT
Tekamülün sözlük anlamı ruhun olgunlaşması ve aydınlanmasıdır. Evrim, gelişim ve gelişmedir. Evrim geçirmedir. Tekamül Kaynağı ruhun aydınlanması, kaynağına dönmesi için gerçekleştirilen zaman ötesi bir eylemdir. Basamak basamaktır tekamül süreci. Birinci basamağında Allah vardır. İkinci basamağında kendimiz. Üçüncü basamağında tekamül kaynaklarımız, dördüncü basamakta hayat amacımız, beşinci basamakta ise ve diğer basamakları gerçekleştirmemiz için araçlardan oluşur. Bunlar yaşadığımız aile ve iş ortamı, kişilik yapısı vs.’dir. Bu aşamada zaman zaman kişi önce rüyalarında uyarılır. Gördüğümüz rüyaları hatırlayıp, “bu rüyam bana ne mesaj veriyor” diye düşünerek gerçekte yaşadığımız olaylarla gördüğümüz rüyaları bağdaştırmamız gerekiyor. Çünkü en iyi insan kendini tanır. Ne yaşadığını bilir. Gördüğümüz sembolleri iyi ve doğru bir şekilde yorumlayıp hayata geçirdiğimizde dengeyi sağlarız. Kendimize yaşamda bir yön tayin ederiz. Rüyalarını hatırlamayan ya da hayata geçirmeyen kişiler yaşamın içinde deneyimlerden geçmeye başlar. Ruhumuzun parlayan ve kılıç gibi keskin olan gücünü ve ışığını ortaya çıkartmak için yaşadığımız olaylardaki farkındalığımızı başlatabilmemiz açısından bir vesiledir aslında rüyalarımız… Onun için rüyalarımızı ciddiye alıp, uyanık yaşamda rüyalarımızın bize verdiği mesajları hayata geçirmemiz gerekiyor. Yaşadığımız süre içinde bir çok olumsuz şey yaşamışızdır. Bu durum karşısında kendi kendimize “neden ben” diye sorduğumuz anlar olmuştur. Ne yaşıyorsak kendi seçimlerimizden dolayı yaşıyoruzdur. Bize sunulan bu hayatta iyiyi de kötüyü de biz seçeriz. İlk başta inanç gelmektedir. Kendimize olan güvenimiz sayesinde yolumuz yürürüz. Ufak hesaplar peşinden koşmayıp “iyi niyet ile” besleniyorsak bilin ki size mutlaka bu şekilde bir geri dönüşüm olacaktır. İyilik yap denize at sözü sanıyorum buradan geliyor. Hepimizin içinde sonsuz bir güç vardır. Önemli olan içimizdeki kaynağı ortaya çıkartmaktır. Altı tane kaynak vardır. Bunlar, Güç, sevgi, yaratıcılık, bilgi, güzellik ve zenginlik kaynaklarıdır. Bunları nasıl ortaya çıkaracağımız kişinin kendisini tanımasından geçer. Paylaşmayı bilmek gerekir. Unutmayalım ki veren el daima alır. Örneğin, bazen yalnız başımıza bir şey yediğimiz zaman keyifsiz ya da iştahsız yeriz. Bunun nedeni birlikteliğin vermiş olduğu tattır. Yalnız olduğumuz için tadımız yoktur. Lezzettir bir başka nefesin yanında yenilen lokmalar…Keyif verir ve bizi mutlu kılar. En güzel yanı ise, tabakta en son kalan miktarın birbirine ikram edilmesidir. Ya da bir hediye aldığımızda birisine, onu verirkenki mutluluk ve hazdır. Bir günü yaşadıktan sonra şöyle bir gözümüzden geçirelim. İyisiyle kötüsüyle ve her davranış halimizle. Göreceğimiz tablo bizi bazen üzecek bazen de yüzümüzde bir tebessüm bırakacaktır. “Ben nasıl davrandım ki karşımdaki insan bana bu şekilde yaklaştı” sorusunu sorarsak kendimize karşı bir öz eleştiri yapmış oluruz. Tabi bir de şu var – ki her zaman yapamayabiliriz- empati kurmak. Ne demişler çuvaldızı kendine iğneyi başkasına batır… İşte bu noktada bir önceki gün yaşadığımız, bizden kaynaklanan olumsuz davranış ve tutumlarımızı bir sonraki güne taşımamak. Ya da bizi üzen kişiler varsa ve bu kişilerin yapıları düzelmeyecek kadar vahim ise ya onlarla hiç görüşmemek ya da görüşmek zorundaysak muhakkak bir seviye koymak gerekir ki sonunda kendimizi üzmeyelim ya da yanlış anlaşılmayalım değil mi? İşte bunlar tekamül’ü yaşarken adım adım her gün farkında olmadan yaşadığımız olaylardır. Olgunlaşmadır. Kendini tanımaktır. Kendimizi ne kadar iyi tanırsak ne attığımız adım, ne söylediğimiz, söz ne de yaşadığımız hayat yanlış olur. Önce kendimizi sevelim ki başkalarına da verecek sevgimiz olsun. Ama bu sevgiyi verirken çıkarsız ve onu o olduğu için “kendi özüyle” sevelim. Her şeyin başı sevgiden geçer. Ruhunda azıcık da olsa sevgi varsa onu harekete geçir, güçlendir seni ve senin olduğun her yeri sarsın sarmalasın. Kendin ol ve çıkar içindeki gerçeği… KAYNAK: Işık ELÇİ Tekamül Kaynakları ve Esma-ül Hüsna
(*) Yazıların Sorumluluğu yazarına aittir. Gönderilen yazılar iade edilmez. |