Fatma YENİCE
En bildik, en sıcak, sevgiye en aşina kokuyla doğmuştu... Aradığı da oydu işte. Bir bebeği bebek yapan,dünyaya gelmeden önce bilinç altına yerleşen tek şeydi:anne kokusu… İşte şimdi bulmuştu yerini, bu kucak ancak bir annenin kucağı olabilirdi çünkü bu koku onun kokusuydu... Dindi ağlayışı... Huzur ve güven duydu... Kokunun büyüsü ile ilk o gün tanışmıştı... Büyüyüp aşka yolu düştüğünde başka kokularda buldu kendini... Her koku başka bir sevda, her insan zihne ve yüreğe işleyen başka bir kokuydu... Bir başkasının kokusuyla örttü bir öncekini. Hiç ummadık bir anda duyumsadığı bir koku ile hatırladı hafızasından silinmek üzere olan sevgilinin yüzünü... Yüzler dahi unutulurken kokuların onlarla özdeş kaldığını fark etmişti... Ve benzer kokulara sahip insanlara benzer düzeyde sevgi yada nefret beslendiğini... Öyleyse hafızamızdaki kişilerin yerlerinin belirlenmesinde kokunun payı ne kadardı? Mekanların insanlardan arta kalır yanı yoktu... En çok bunu seviyordu, bir koku ile eski bir anıya kolayca dönebilmeyi, özlem duyulan geçmişin bir anda gözler önüne serilmesini... Tarifsiz bir sevinç bırakıyordu bu his... Koca bir adamken bir koku ile küçük bir çocuk olup geçmiş günün atmosferini o günkü gibi yaşayabilmek... Bir çiçeğin, bir odanın, bir ağacın kokusu ile bilincin derinliklerinde ölmek üzere olan anılara hayat verebilmek... Hüznün kokusu var mıydı peki, ya da mutluluğun? En çok bunu merak ediyordu. Üzerimize sıkılan bir parfüm değildi belki ama yine de vardı... Her insan için başka olup herkese aynı hissi yaşatan bir koku vardı, bizi mutlu eden anların ve insanların kokusu. Mutluluğu duyumsadığımızda yüreğimizin acı dolu bir nağmesine dokunan, gözleri buğulandıran hüznün kokusuydu… Hükmetmek istedi kokulara, geldikleri anda tutmak ve onda yarattığı değişimleri bilinçli bir şekilde gözlemlemek... Bunun için en iyi başlangıç çocukluğunun köhne odası olabilirdi... Girdi içeri... Derin bir soluk aldı... Karmakarışık bir sürü koku doldurmuştu içini... Tek tek ayrıştırdı hafızasında... Kendi çabası ile saz çalmayı öğrenişinin kokusu vardı, köşe de duran sazda... Düşüp dizlerini kanattığında hissettiği acının kokusu vardı, kan kokusunda... Şu an neresinde olduğunu bilmediği umutlarının ve hayallerinin kokusu vardı, odaya sızan güneşin kokusunda... Taze neşesinin, onu oyuna çağıran yolların kokusu vardı, pencereden odaya dolan kokuda… Ve aile.. varlığını derinlemesine hissettiren ıp ılık aile kokusu... Şimdilerde en çok özlem duyduğu şeydi, annesinin doğduğu gün yüreğine işleyen eşsiz kokusu… Geride kalan yılları sorgulamaya başlamıştı, nicedir yapmıyordu, yapmak istemiyordu çünkü hüzün kokuyordu… Şimdi tam zamanı ve tam yeriydi, en gerçekçi sorgulaması olacaktı. Neler kalmıştı geride, almak istediği yolun kaçıncı molasındaydı.,. Kaç pişmanlık ve kaç iyi ki geçmişti başından... Beklentileri nelerdi, nelerden vazgeçmişti... Saatlerce yolculuk yaptı geçmişine, çocukluğunun uyuduğu o yatakta... O zamanlardaki gibi tavana dikti gözlerini ve düşünceler arasında uykuya daldı, rüyalarda devam etti yolculuğu… Uyandığında yadırgamadı yerini oysa yatağından başkasını yadırgardı ve buda yirmi yıldır yatmadığı bir yataktı..! Ama olsun! Olmak istediği yerdeydi... O günlerin sabahına uyanır gibi uyandı.Pencereden sızan umudunun güneşini selamladı... Ahşap pencereyi açtı. Gökyüzü aydınlıktı, fark etti ki hayatında değişmeyen tek şey gökyüzünün ona armağan ettiği mutluluktu... Ne çok olmuştu onu böyle seyredip bulutların şekillerine anlam yüklemeyeli... Yüzüne çarpan rüzgar tebessümüne sebep oldu... Derin bir soluk aldı. Havasızlıktan boğulmak üzereyken açık havada alınan ilk soluk gibiydi... Evet aradığı buydu... Yaşama hevesiydi, buram buram kokan… |