Giriş Formu
Site İşlemleri
Kimler Sitede
Şuanda 1 konuk çevrimiçi
Ziyaret Sayısı
Bugün34
Dün78
Hafta394
Ay249
Tümü37486

jbc vcounter
Anketler
Bu yıl ki yaz tatilin de Köyümüze gidecekmisiniz?
 
Günün Sözü
Herhangi bir kimseyi ne dünyasının ne de âhiretinin emrinde çalışır olarak görmezsem ondan nefret ederim.
ibn-i Mes’ud -
Anasayfa

Memleket Sevgisi ve Dedem/ Narin TENEKECİ


Okunma Sayısı : 2148


 

  Narin TENEKECİ


     Arkadaşlarım meral ve mutlu’ nun yazılarını okurken sağ alt köşede görünen “Köyden Manzaralar” kısmı dikkatimi çekti. Yüce Rabbim bütün güzellikleri bir yerde toplamış, bütün kareler birer tablo gibi, şiir gibi, nakış gibi panolara işlenmiş sanki, ne kadar şanslısınız ne güzel bir köyde yaşamışsınız. O güzel manzaraları görünce hüzünlenmemek elde değil. İnanın o köye gitmeyi oraları görmeyi çok isterim. -kısmet belki bir davet eden çıkar- Yoksa bu şarkıyı mırıldanmak zorunda kalacağım. “Orda bir köy var uzakta, o köy bizim köyümüzdür, gitmesek te, görmesek te o köy bizim köyümüzdür”

O köyde bir hafta sonunu geçirmeyi kim istemez ki, bir sabah horoz sesiyle uyanıp, o güzelim bahçelerden birinde tereyağında kırılmış bir yumurta, taze sebzelerle yapılmış bir salatayı ve mangalda demlenmiş mis kokulu bir çayla kahvaltı yapmayı kim istemez ki? Hele bir de sevdikleriniz yanınızdaysa değmeyin keyfine! Kendimi o köy manzarasına o kadar kaptırmışım ki, o akan çayın şırıltısı, horozun ötüşü, cami minaresinde okunan ezan sesi kulaklarımda çınladı. Bir anda kendimi o dağın eteklerinde yürürken gördüm. Tekrar üstüne bastırarak söylüyorum, çok şanslısınız. O manzaraları gördüğümde nedense aklıma yeni kaybettiğim dedem geldi ve dedemin uzun yıllar içinde yaşadığı, çocukluğumun geçtiği memleketim geldi. Cana yakın dost insanlarıyla, kara taşlarıyla, hanları-hamamlarıyla, karpuz tarlalarıyla, türküleriyle, halaylarıyla, surlarıyla, köprüleriyle, camileriyle, türbeleriyle, şair ve yazarlarıyla, mutfak kültürüyle ünlü memleketim geldi.

Hiç unutmuyorum kara taşlı memleketimden ayrıldığım o sonbahar gününü. Daha büyük bir kente geldiğimde memleketimin kıymetini bir kez daha anladım. Bu metropolde içme suyunun parayla satıldığını, açık ekmeğin (pide) yerine kapalı (somun) ekmeğin satıldığını, pidenin sadece ramazan aylarında çıktığını ilk burada öğrendim. Çocukluğumun geçtiği memleketim bana okadar büyük geliyordu ki, büyük bir şehre geldiğimde nedense doğup büyüdüm şehir bana farklı görünmüştü. Bu yabancı kente alışmamız çok uzun zaman almıştı. Her sabah uyandığımızda acaba bugün döner miyiz geriye diyerek çok hayal etmişimdir. Çocukluk işte...

26 yıl oldu memleketimden ayrılalı. Çocukluğumda arkadaşlarımla ip atladığımız, saklambaç ve yakan top oynadığımız arka bahçemiz, bir futbol sahası kadar büyük görünürdü gözüme. Ama yıllar sonra (26 yıl) gittiğimde o arka bahçe, dedemin ve babaannemin buzlu ayran içtikleri evimizin balkonu, binamızın içi bana o kadar dar geliyordu ki boğulacak gibi oluyordum. Sokaklar daralmış, bakkallar küçülmüş, binamızın önündeki uzun yokuş bir adım olmuş, kaldırımlar yok olmuştu gözümde. Dedemle babaannemin emektar kapıcısı Erdem yoktu artık. Karşı binadaki sürekli temizlik yapan, cam silen komşumuz Suna da yoktu balkonda. Mahallemizin bakkalı, Kenan amcaya ne oldu onu soramadım bir türlü. Belki de üzülmek istemediğim için sormadım, ama bakkal yerinde köşede duruyordu. Sadece baktığımda hüzünlendiğimi iyi biliyorum. Ha birde üst komşumuz, artık ailemizden sayılan Remziye teyze aynı evde oturuyordu.    

15 yaşında ayrıldığın şehre 41 yaşında gidersen ne olur? İki kelimeyle anlatayım “Ağlayarak gider, ağlayarak dönersin” olur.

Tarihin kara taşlara yazıldığı o tarih kokan memleketim neden bu kadar küçülmüş, neden bu kadar daralmıştı bilemiyorum. Hayır… Galiba biliyorum! Dedemin ve babaannemin olmayışındandı. O güzelim memleketten ayrıldığımda ikisi de yaşıyordu. Onların varlığıydı o şehri büyük gösteren. Dedem ve babaannem oradalar fakat daha farklı bir yerdeler. Yüce Rabbim ikisini de benden daha çok sevdi ki, şu anda ikisi de huzur içinde uyuyorlar. Bir devir onlarla kapandı. Mekanları Cennet olsun, nur içinde yatsınlar...

Ne çok isterdim dedemi son bir kez daha görmeyi, son bir kez daha elinden tutup yardım etmeyi, bastonunu tutup bir kenara koymayı, inanın her şeyden daha çok isterdim. Dedemden en son ayrıldığımda onu bir daha göremeyeceğimi nerden bilebilirdim ki. Keşke… Keşke demek için çok geç. Keşkeler ve duyulan pişmanlıklar artık anlamsız. Kendi kendime hep konuşurum, ah be kızım dedene sıkıca sarılsaydın, ellerini yanaklarını çok öpseydin biraz sohbet etseydin. Ah be Narin belki bu kadar seslerini sohbetlerini özlemezdin. Suç benim biliyorum. Ah dedem sağ olsaydı, köşede otursaydı. “Bir ben özledim dedemi, bir de İstanbul Eminönü’ndeki güvercinler özledi.” Ama sonra biraz duraklıyorum, çünkü dünyalar tatlısı bir anneannem ve diğer dedem var, bu özlemi azda olsa onlarda gideriyorum, en kısa zamanda onları ziyarete gideceğim, Allah onlara uzun ömür versin.

Bir dede daha var başta, dünyalar güzeli kara biberim kızım ceren olmak üzere, yeğenlerim melek, baran ve can. Bu torunların dedeleri (yaşayan efsane) Fahrettin dede var. Allah’ ım ona uzun ömür versin. O bizim yaşam kaynağımız, -bu adam benim babam-) tabi ki kahrımızı az çekmeyen annemde öyle, Yüce Rabbim ikisine de uzun ömürler versin. Başımızda annem ve babam olmasaydı ne yapardık düşünmek bile istemiyorum. Fahrettin dede ve Şefika anneanne çok şanslılar, onları seven  çocukları  ve  torunları var.

Hep bunu düşünmüşümdür, şimdi bana çocukluğumu, o geçmiş, kaybolmuş yıllarımı geri verseler neler neler yapardım inanın. Çocukluğumu, kaybolan yıllarımı geri alma gibi bir şansım olsa, her sene memleketime giderdim, dedemi ve babaannemi hiç ihmal etmezdim. Belki o zaman memleketim aynı kalırdı. Onları her sene görseydim belki bu kadar özlemezdim. Henüz hayatta bir babaanneniz, anneanneniz ve dedeleriniz varsa, NE DURUYORSUNUZ?

Allah sizleri ailenizden ayırmasın, her şey ama her şey gönlünüzce olsun. Hasret kalacağınız tek şey memleketiniz olsun, başka hiçbir şeye hasret kalmayın, hiçbir şeyin sizi üzmesine izin vermeyin. Sürekli neşeli insanlarla birlikte zaman geçirin. Mutsuz ve bunalımlı insanlarla vaktinizi geçirmeyin, inanın ömrünüz kısalır. Zamanınız çok kıymetlidir. Dün yaşandı bitti, bugün hala yaşıyorsanız Allaha şükredin, yarın ne olacak belli değil onu Allah bilir. “Belki bugün, belki yarın, belki yarından da yakın” HOŞÇAKALIN…


Yorumlar
nuvitk   |2009-09-08 20:31:47
Narin hanım bende köyümüze her gittiğimde bu duyguları yaşıyorum ve
üzülerek yürek sancılarıyla dönüyorum.

Gittiğimde kapıda mutlulukla
karşılayan ya da evimizin penceresinden hoşgeldin diyen babaannemle
büyükbabamın ellerini öpmek yerine mezarlıkta dua ediyorum. Unutmaya
çalışıp adeta kaçtığım duyguları ortaya çıkarttınız.


Duygular bazen gözlerden damla damla, bazen de kalemden cümle cümle
akıveriyor.
Duygu dolu yazınızla hoşgeldiniz.. Nüvit
SİNANALACA1   |2009-09-09 13:34:45
EVET İNSANLAR BELİRLİ YAŞA GELİNCE
BİRDE KÖYDE YAŞADIYSA BU OLAYLARLA KARŞILAŞIYOR
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir!

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme (Salı, 22 Eylül 2009 22:51)

 


Yazarın Diğer Yazılarını Görmek İçin Tıklayınız...

Duyurular
Köyden Manzaralar
Haberler