Giriş Formu
Site İşlemleri
Kimler Sitede
Şuanda 5 konuk çevrimiçi
Ziyaret Sayısı
Bugün43
Dün78
Hafta403
Ay258
Tümü37495

jbc vcounter
Anketler
Bu yıl ki yaz tatilin de Köyümüze gidecekmisiniz?
 
Günün Sözü
Herhangi bir kimseyi ne dünyasının ne de âhiretinin emrinde çalışır olarak görmezsem ondan nefret ederim.
ibn-i Mes’ud -
Anasayfa

Son Demden Bir Kesit / Süheyla KAPUCUOĞLU


Okunma Sayısı : 373


 

   Süheyla KAPUCUOĞLU

   info@asagidikmenkoyu.com


Elli senelik hayat yoldaşıydı. Hüzünle seyretti beyaz saçlarını. Hafifçe üstünü örttü. “Bir bebek gibi uyuyor” diye düşündü. Yatağında doğruldu yavaşça. Onca yıl aynı yastığa baş koyduğu arkadaşını uyandırmaktan korkar gibi yavaş hareketlerle okşadı saçlarını. Tülbendi açılmıştı. Saçlarını üstüne kapattı tülbendi. Sırtını yatak başına dayayıp iç geçirdi. Üç çocukları olmuştu. Aslan gibi üç delikanlı ve eşinin anlaşamadığı üç gelin. Az etmemişti karısı gelinlerine… Yavaşça dudağı kıvrıldı. Gülmekle ağlamak arası bir ifade vardı yüzünde. Ellerini kavuşturdu, gözlerini ellerine dikti.

Elli yıl boyunca beraber yaşamış, beraber yaşlanmışlardı. Güzel günleri olmuştu. Ama öfkeyle, kızgınlıkla, küskünlükle geçen günleri daha çoktu. Bazen gözleriyle anlaşmışlar, ama çoğunlukla birbirlerini anlayamadan koca bir ömrü tüketmişlerdi işte.  Güneş iyice odayı aydınlatmaya başlamıştı. Işık süzmeleri perdenin aralıklarından halıya düşmüştü bile. Yavaşça gözlerini eşine çevirdi.   Evlilik yıldönümleriydi bugün. “Hayret” dedi içinden, bunca sene bir kez olsun evlilik yıldönümlerini hatırlamamış, bir kere bile karısından önce “Nice mutlu yıllara” dememişti. Her evlilik yıldönümlerinde kavga ederler ve eşi her yıl bu akşam ağlayarak uykuya dalardı. Sinir olurdu eşine. Oturuşu, kalkışı bile batardı kendine. Başını ellerinin arasına aldı, bir iç geçirdi. Eğer bilseydi… 

Birazdan oğulları arayıp kendilerini kutlamaya başlar, ve gelinlerinin de selamlarını iletirlerdi şimdi.  “Gelinler” dedi içinden. Karısı bir türlü anlaşamamıştı gelinlerle. “Kızcağızlar bir türlü yaranamadı sana.” Dedi eşinin yanağını okşarken. Ne de acemi okşamıştı eşini. fark etse, “bir kere bile sevgiyle dokunmadın ki” derdi sitemle. Haklıydı. Eşine bir kere bile sevgiyle yaklaşmamıştı bunca sene. İçi burkuldu.  Evlilikleri hep vazife gibi yürümüştü. Ömürleri birbirlerine katlanarak geçmişti. Katlanamadığı zaman oğullarına gider, birkaç gün gelinleriyle bir olup eşini kötülerdi. “Tek başına kalırdın da koca evde bir gün arayıp bey hadi gel demezdin” diye sitem etti yeniden. 

Bebek gibi sessizce uyuyordu eşi. Yavaşça kalktı yataktan. Her sabah ilk olarak eşi kalkardı da dırdırlanarak kaldırıdı kendisini. Karısının dırdırından bunalarak başlardı güne. “Bak” dedi, yüksek sesle, “ben uyandırıyor muyum seni, ne demeye her sabah uykumu rezil ederdin ki….. İşte bu sabah da sen kalkmadın. Dokunuyor muyum sana”  Elli yıllık ömürleri dırdırla, kavgayla geçmişti. Hatta dün akşam bile yatağa küs yatmışlardı. Birbirlerine sırtlarını dönmüşler, kendisi söylene söylene, karısı ağlaya ağlaya uyumuşlardı.

Sudan sebeplerle kavga ederlerdi. Dün de öyle olmuştu. Bir çift ayakkabı için ağlatmıştı karısını. “ Neymiş, gezmelik ayakkabısı yokmuş. Be hey kadın ….”dedi sertçe, “Gelmişsin yetmiş yaşına gezmelik ayakkabıyı nedecen, … tutturdun ayakkabı diye, gencecik kızlarla yarışıyorsun. O kadar da ağladın bir çift ayakkabı için. Senin neyine gerek ayakkabı.”

Yavaşça başını kapıya çevirdi. Buğulanmış gözlerini saklamak ister gibi sessizce kalktı yataktan. Oniki sene olmuştu sigarayı bırakalı. Ama canı çok istedi. Komidinin çekmecesini karıştırıp karısının paketini buldu. Kocası imrenip yeniden başlamasın diye gizli gizli içerdi. Sonra da buram buram sigara kokarak kocasının yanına gelirdi. Al işte sana bir kavga nedeni daha. Paketten bir tane alıp çakmak aradı. “Kimbilir nerededir” diye vazgeçti, mutfağa yöneldi.Ocağın ateşinde yaktı. “Çay suyunu da koysam mı” diye geçti aklından. Vazgeçti. “Birazdan haberi alan elalem eve dolar da beni ayıplarlar.” Dedi kendi kendine.

Saatine baktı. On’a on vardı. Sigarasından bir nefes daha çekti. Sessizliği dinledi. Birden telefonun acı çığlığı bu sessizliği yırttı. Hızla kalkıp telefona yöneldi. Bir baş dönmesiyle sendeledi. Ayakta mutfak kapısına ancak tutunabildi. Yavaş adımlarla salona girdi. Ahizeyi eline alıp bir süre dinledi. -“Baba… baba orada mısın” Ortanca oğluydu bu. Sessiz, kendi halinde biriydi. “Çocukken de böyle sakindi” dedi içinden. -“buradayım oğlum buradayım” diye cevap verdi aynı sakinlikle. “Gelinim nasıl…” diye sürdürdü. -“Baba… Behçet Amca aradı. Doğru mu gerçekten. …. Sen niye aramadın baba..” Hafifçe sendeledi yeniden, gözleri karardı. Sandalyeye bir tüy yumuşaklığında oturdu.

-“Diyemedim size oğlum…ne diyeceğimi, ne yapacağımı bilemedim….Kapıya geldiydi Behçet sabah servisi için. Ekmek alır mısın Necdet abi deyince ,  deyiverdim işte. Ne yapılacak bilemedim oğlum.” -“ Tamam baba üzülme sen. ağabeyimi aradım az evvel Oğuz’ u da alıp yanına geliyorlar. Ben de doktoru alıp geliyorum birazdan. Üzülme sen Allah taksiratını affetsin…. Sen bize lazımsın baba. ağabeynler şimdi gelir, bize bırak sen. Bu akşam da bizde yatarsın. Ama bişey yapma şimdi. Gelince konuşuruz tamam mı…”

-“ Tamam oğlum” dedi bitkin bir sesle. Ahizeyi yerine koyarken baş dönmesi devam ediyordu. Gözleri eşinin yeleğine takıldı. Akşamleyın öfkeyle sırtından çıkardığı gibi kanepenin üstünde duruyordu. “Acaba her akşam böyle çıkarıp kanepenin üzerine koyar mıydı ki” diye düşündü. Hatırlayamadı. Ama her sabah bu yeleği sırtında görürdü karısının. Eline alma bir kez olsun koklamak istedi. Ayağa kalkmak için davrandıysa da bacakları taşımadı onu. Tekrar sandalyeye çöktü. Omuzlarında büyük bir ağırlık vardı da yerinden kalkmasına müsaade etmiyor gibiydi. 

“Sigaradan herhalde” diye geçirdi içinden. “Biraz bekleyeyim bakalım belki geçer” diye düşündü. Telefonun yanında eski siyah-beyaz aile fotoğrafı duruyordu. Eline aldı. Uzun uzun seyretti eşini. Çocuklar küçüktü ozaman. Hepsinin saçlarını biryantinle taramış, gezmelik kıyafetleriyle karısının önünde ayakta duruyorlardı. Resim çekindikleri günü hatırladı hüzünle. Kendisi koltuğa oturmuş eşi ve çocuklarını da arkasında ayakta bekletmişti. Sırf resim çekinecekler diye eşi en güzel kıyafetini giyinip “Kanepeye oturalım bey” diye o kadar ısrar etmişti de kabul etmemişti. Elbisesinin ne renk olduğunu düşündü, hatırlayamadı. Halbuki her diktiği elbiseyi de giyinip “Nasıl olmuş bey” diye gösterir, kendisi de yarım ağızla “güzel” diye geçiştirirdi.

Yavaşça ayağa kalkıp yatak odasına yöneldi. Sessizce yatakta uzanan karısının baş ucuna oturdu. Soğumuş bedenini ısıtmak ister gibi omuzlarına kadar çekti yorganı. Saçlarını bir kez daha okşayıp, bir tutamını dudaklarına götürdü. Karısı görse hayretten dili tutulurdu. Belki de görüyordu. Umursamadı. İlk defa ve son defa öptü öptü öptü…


Yorumlar
nuvitk   |2009-10-02 12:45:09
Aman amanaann kim gelmiişşş )) peşini bırakmayınca başardım
işte..
Süheyla hanım bir çok evde bir ömür boyunca yaşanan acı
gerçeği tatlı ve sıcak ifadelerle ne güzel anlatmışsın.
Kadın ve erkeği karşılıklı konuşturup direkt olarak vermek yerine
erkeğin iç sesiyle anlatmandaki kıvraklık harika olmuş..ellerine sağlık
her zaman gel bekleriz...
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir!

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme (Pazar, 11 Ekim 2009 12:19)

 


Yazarın Diğer Yazılarını Görmek İçin Tıklayınız...

Duyurular
Köyden Manzaralar
Haberler