Giriş Formu



Site İşlemleri

Kimler Sitede

Şuanda 2 konuk çevrimiçi

Ziyaret Sayısı

Bugün70
Dün59
Hafta269
Ay706
Tümü21409

jbc vcounter

Anketler

Bu yıl ki yaz tatilin de Köyümüze gidecekmisiniz?
 

Günün Sözü

İnsanların en câhili, ahiretini başkasının dünyası için satandır.
Hz. Ömer -

Aynadaki Kadın / ÖZGE ELDEMİR


Okunma Sayısı : 229

 

 

 Özge ELDEMİR

 info@asagidikmenkoyu.com


Bahar ayı henüz yeni inmişti kente. Gökyüzü, ağaçlar, toprak, kuşlar… Daha kışın mahmurluğunu üzerlerinden atamamalarına rağmen, her birini yaklaşan yazın telaşı sarmıştı. Her yerde kesif bir hareketlilik vardı. Güneşin sıcacık sureti gizlendiği bulutların ardından nihayet gösterebilmişti kendini. Hafta içi olmasına rağmen insanlar bu güzel günden faydalanabilmek için fırsatları değerlendirmişlerdi.

İhtiyarlar torunlarını alıp parklara çıkmış, öğle paydosundaki çalışanlar ve öğrenciler ise ellerine aldıkları simitleriyle banklarda oturmuş güneşin tadını çıkarıyorlardı.  

Baharın sevinçli ruhundan etkilenmemek neredeyse mümkün değildi. Dışarıdaki insanlarsa bu heyecana hiç zorluk çekmeden ayak uyduruvermişlerdi. 

Oysa ki Melahat için durum hiçte bu şekilde değildi. O sanki tüm bu koşuşturmadan kaçar gibi odasına saklanmış, kapısını sıkıca kapamıştı. Dışarıdaki sıcacık, temiz havadan, insanların kapılmış olduğu bahar mutluluğundan tiksinir gibi bir hali vardı. Tüm bunları görmek istemeyerek pencerelerini sımsıkı kapamış, kalın perdelerini iyice örtmüştü. Sadece kendi düşüncelerinin aleminde gezinmek ve yalnızca kendi içinde yankılanan sesleri duymak istiyordu. Olabildiği kadar karanlık yaratmaya çalışmıştı. Ne bir şey görmeye, ne de bir şeyler duymaya tahammülü vardı. Oysaki arsız güneş bir yolunu bularak illaki odanın içine girmeyi başarıyordu. 

Perdelerin aralığından sinsice içeriye giren aydınlık Melahat’ın yüzünün yarısını aydınlatıyordu. Oysa ki makyaj masasının aynasının karşısında oturan kadın bunu istemiyordu. Aynada ki yansımasında yüzünün aydınlık olan kısmını apaçık görüyordu. Alnındaki, dudaklarının kenarlarındaki kırışıklıkları, gözlerinin altında tüm gayretine rağmen engelleyemediği ve oluşmaya başlayan torbaları… Kısacası kırklı yaşlarının başında istemediği fakat kaçınamadığı tüm yorgunlukların izlerini görüyordu.

Oysa yüzünü görmek istemiyordu. Az önce evden çıkan kızı da böyle söylemişti: “Yüzünü bile görmek istemiyorum.”

Hem aynadaki görüntüsünden tiksiniyor onu görmek istemiyor hem de aynanın karşısından kalkamıyordu. Mavi gözleri hala güzeldi, hala ince ve zarifti, kızıla boyalı saçları omuzlarına iniyordu. Kimse onun kırkını henüz geçmiş bir kadın olduğunu iddia edemezdi. 

Yaşlanmaktan çok korkuyor düşündükçe deliye dönüyordu. Yaşadığı yıllarının ona bahşettiği izleri silmek için tüm gayretini harcıyordu. Masasının üzerinde çeşit çeşit krem, losyon, bakım maskesi vardı. Kısacası; Melahat, tek korkusu çekiciliği ve güzelliğini kaybetmek olan aptal bir kadından başka bir şey değildi. Tüm bu yaptıkları, dünyalı arzuları ve vicdanı arasındaki çatışma hep bu sebeptendi. 

“Neden?” diye mırıldandı. “Neden yüzümü bile görmek istemiyor. Oysa ki o – yani babaları – bunu bana defalarca yaptı. Ben gözlerimi yummaya mecbur bırakılırken, sadece onlar için bunu yaparken niçin kimse O’na ‘senden nefret ediyorum’ demedi fakat benim yüzüme bunu haykırdı kızım? Niçin?” 

“Sen!” diye seslendi aynadaki. Melahat yerinden sıçradı. Birilerinin kendisine yanıt vermesini beklemiyordu.

“Sen bir annesin!” diye yanıtlayarak devam etti. “Nasıl sen haysiyetini hem de kendi ayaklarınla çiğneyebilirsin. Oysa ki sende tüm anneler gibi küçük kızının zihnindeki ilk melek tasvirisin. Evet, sen tüm her şeye gözlerini yumdun fakat hatırlasana; bunu kızın için yapmadın mı? Şimdi nasıl onu böyle arka plana iterek onurunu incitebilirsin?”  

“Ben kimsenin onurunu incitmiyorum.” Diye haykırdı Melahat. “Kendiminkini bile… Bana, nasıl utanmadan böyle bir şey yapmaya cesaret ettiğimi söylüyor. Duyulursa nasıl insan içine çıkarız diyor. Babalarınınkini herkes bilmiyor mu sanki nasıl da çıkıp ahbaplarıyla dolaşabiliyor. İş bana gelince niçin haksız davranıyorlar.”

“Kendini kandırıyorsun!” dedi beriki. “İtiraf et hadi kocandan intikam almak için bunu yaptığını söylüyorsun kendine değil mi? Ne yazık! Kendini dahi yalan söyleyerek kandırıyorsun. Kendini bu işin altında yatan sebebin eşine duyduğun öfke olduğuna inandırmışsın.”   

“Yalan!” diye bağırdı öteki. “Benim böyle, bir amacım yok. O artık benim umurumda bile değil. İsterse beni bir başkası için terk etsin. Artık üzülmem, yeteri kadar üzüldüm çünkü”.    

“Evet yalan, haklısın. Çünkü bunu sadece kendi bencilliğin için yapıyorsun. Yaşlanıyorsun Melahat!...” dedi. Bunu derken acımasız bir gülümseme vardı aynadakinin dudağında. “Bak kırk yaşında geçti işte. Eskisi gibi mahallenin en güzel kızı Melahat değilsin sen artık. İyice bak buraya… Bak, nasılda kırışmış alnın, dudakların, nasılda engel olamıyorsun yaşlanmaya ve nasılda korkuyorsun eski adını kaybetmekten.” 

“Ne demek istiyorsun sen?” 

“Yapma, demek istediklerimi anlıyorsun, anlamamazlıktan geliyorsun sadece. Ha ha ha… Bu yaptığın yalnızca hala güzel ve çekici olduğunu kanıtlama çabasından başka bir şey değil! Ne kadara komiksin!” Son cümlesini olabildiğince alaycı bir şekilde söylemişti. Kahkahalarla gülüyordu. Melahat içinin öfkeyle dolduğunu hissetti ağlamamak için kendini zor tutarak haykırdı.

-Hayır, Hayır! Böyle bir şey asla yok yalan söylüyorsun.

-O zaman onu sevdiğini iddia ediyor olmalısın.-      

Kesinlikle! Oda beni seviyor. Biz yıllar sonra birbirimizde mutluluk bulduk. Şimdi kapa çeneni! Canımı sıkıyorsun!-        

 Ha ha ha… Gülmekten öldüreceksin beni. Hayır sevgili Melahat beni susturamazsın, daha sohbetimiz sona ermedi. Şimdi yaptığının masum bir şey olmadığını itiraf et ve söyle yaptığının gerçek adını…

-Neler söylüyorsun böyle. Birilerini sevmek ayıp değil! Kaç yaşında olursak olalım ayıp değil, anlıyor musun…değil!

-Evet değil! Fakat senin yaptığın bu değil Melahat Hanım. Sen kocanı aldatıyorsun. Duydun mu beni? Onu aldatıyorsun… Hem de sadece yaşlanmaktan, güzelliğini kaybetmekten korktuğun için. Kocanı aldattığın adamı da onu sevdiğini söyleyerek aldatıyorsun.

-Hayır! Diye çığlık attı Melahat… “Yeter artık” Melahat çıldırmak üzereydi. Kendi içinden gelen seslere söz geçiremiyordu. Karnının içerisinde çırpınan bir şeyler vardı, karnını parçalayıp onu serbest bıraksa rahatlıyacakmış gibi düşünüyordu. Oysa beriki susmuyor sürekli konuşuyordu.

-İşte her şey bundan ibaret. Sen kimseyi sevmiyorsun hanımefendi, gençliğim elden gidiyor korkusuyla kendini kanıtlama çabasına düştün. Şimdi o adamı seviyorum diyerek görünürde kendini kandırıyorsun. Oysa ki yalnızca hala güzel bulunduğunu düşünmek seni mutlu ediyor.  O ise her şeyi biliyor. Senin korkularını, zayıflıklarını . Bu yüzden seni sevdiğini söyleyerek, senden etkilendiğini dile getirerek senden ve aptallığından faydalanıyor. Kes şu saçmalıkları! Kimsenin, kimseyi sevdiği yok!   

Aynadaki susmak nedir bilmiyordu. Sürekli konuşuyor, konuşuyordu. Sözünü bitirdiği anda kahkaha atmaya başlıyordu. Loş odadaki kadın artık gücünü kaybetmeye başladığını hissetti.“Yeter artık” diye çok büyük bir çığlık attı. Bunu duyan beriki kahkahalarla gülmeye başladı. Gittikçe daha çok gülüyordu. Melahat ayağa kalktı. Ne yapacağını bilmez bir haldeydi. Makyaj masasının üzerindekileri tek bir hamleyle sinirlice fırlattı. Her şey sağa sola saçılmıştı. Bir parfüm şişesi duvara çarparak kırılmış havasız odayı insanın içini bayan bir esans kokusu kaplamıştı. Bu koku Melahat’ın içini bulandırdı. Karşısındakininse hiçbir şey umurunda değildi. Delirmiş gibi gülüyor “Nasıl da kendini inandırıyorsun bu saçmalıklara” deyip duruyordu.Kadın aynadakinin sözlerini daha fazla dinleyecek gücü kendinde bulamıyordu. Gözleri karardı, sendeledi, birkaç adım atıp makyaj masasının kenarına tutundu. Derin bir nefes alarak bağırdı: “Git başımdan!”Bu şekilde bağırırken yumruklarını sımsıkı kapamıştı. İki yumruğunu da havaya kaldırarak tüm gücüyle aynadaki kadına saldırdı. Aynadaki kadın belli ki bunu beklemiyordu. Aniden sustu gözleri açıldı, kocaman oldu.“Ne yaptın sen?” der gibi ötekinin gözlerinin içine baktı. Paramparça olarak, kanlar içerisinde yerlere saçıldı. Tüm bunlar birkaç saniye içerisinde oluvermişti.    

Derin bir sessizlik patlamıştı işte birdenbire. Sanki dışarıdaki insanlar bile susmuştu.Sessizlik Melahat’ın kulaklarında yankılandı. Melahat elleriyle kulaklarını kapayarak arkasına döndü. Aniden bir taş gibi olduğu yerde donup kaldı. Aynaya vurduğunda kırılan parçalar bileklerini derince kesmişti ve bileklerinden oluk oluk kanlar akıyordu. Üstü başı kan olmuştu. Tüm bunlara rağmen onun böyle donup kalmasına sebep olan şey bu dehşet verici kare değildi. Arkasına döndüğü anda elbise dolabındaki boy aynasında kendi yansımasını gördü. İrkilerek dudaklarının arasından küçük bir çığlık fırlattı. Aynadakiyse ona benden kurtulamazsın dercesine sırıtıyordu. Melahat’ın dizlerinin bağı çözüldü, gözleri karardı ve yere yığılıp kaldı. Anlaşılan Aynadaki Kadının peşini bırakmaya hiç niyeti yoktu. 

PDF Yazdır e-Posta
Narin TENEKECİ tarafından yazıldı   
Cuma, 13 Kasım 2009 07:28
Yorumlar
H.BENEK  - HEPİMİZ AYNAYI KENDİMİZE TUTUMALIYIZ   |2009-11-20 16:03:02
HEPİMİZ AYNAYI KENDİMİZE TUTMALIYIZ, BUNA KİMİ ÖZ ELEŞTİRİ,KİMİ
EMPATİ DER. AYNAYI KENDİMİZE TUTUTUĞUMUZDA, VİJDAN DA DENEN O HASAS
TERAZİYİ İŞLETİNCEDE KENDİMİZİ HALA SEVİYOR VE SAYĞI DUYUYORSAK İYİ
YAŞIYORUZ DEMEKTİR..
PSİKOLOJİK BİR HİKAYE VE ETKİLEYİCİ ELİNE
DÜŞÜNCENE SAGLIK
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir!

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme: Cuma, 04 Aralık 2009 08:41
 


Yazarın Diğer Yazılarını Görmek İçin Tıklayınız...

Duyurular

!!! Sitemizin Foto Galeri bölüne köyümüz ve köylülerimizin yeni resimleri eklenmiştir. 

Köyden Manzaralar

Haberler