Giriş Formu
Site İşlemleri
Kimler Sitede
Şuanda 4 konuk çevrimiçi
Ziyaret Sayısı
Bugün44
Dün112
Hafta589
Ay2952
Tümü34418

jbc vcounter
Anketler
Bu yıl ki yaz tatilin de Köyümüze gidecekmisiniz?
 
Günün Sözü
İlim adamları için yokluk içinde yaşadığı halde kanaat sahibi olmaktan daha değerli bir ziynet yoktur.
İmam Şafii -
Anasayfa

Şansa Bak! / Esra DEVREZ ÖZDEMİR


Okunma Sayısı : 351


                                          

 

 

  Esra Devrez Özdemir

 info@asagidikmenkoyu.com


Yorgun gözlerini kıstı,  ışıklı sahneye hayranlıkla baktı. Ne kadar da ihtişamlı diye geçirdi aklından. Her şeyin, tiyatro salonuna ilk girdiği, koltuğa oturduğu andaki kadar büyüleyici olmasını dilerdi. Ya da hiç mi hiç bu kültür faaliyetine katılmamış olmayı…

 Karısı Zarife’nin ısrarı sonucu hayatında ilk kez geldiği tiyatro salonuna bu kadar çabuk adapte olmak onu biraz gururlandırmıştı doğrusu. Zarife durmadan ona kültürsüzsün cahilsin uyumsuzsun girdiğin yerlerde bir türlü medeniyet öğrenemedin derdi, sitem ederdi. Ama bu sefer yanıldın Zarife Hanım dedi kendi kendine usulca. Göz ucuyla karısına baktı. Zarife, halinden gayet memnun, gözlerini sahneye dikmiş bekliyordu. Özel günlerde taktığı mavi çiçekli gri ipek başörtüsü de nasıl yakışmıştı nazlı ceylanına...

 Fosforlu Cevriye oyununa gitmek istediğini söyleyince karısı, bilet almaya gitmiş, bilet gişesinde de oyundan bahsedenlerin sözlerine kulak misafiri olmuştu.  Başrol oyuncusu bir fahişe rolündeymiş aşırı hareketleri varmış. Bu aşırı hareketleri düşünmek istemedi doğrusu. Oyun,  onun ahlak anlayışıyla her ne kadar örtüşmese de Zarife‘nin gönlünü etme arzusu baskın gelmişti. Zarife hayatında ikinci kez gidecekti tiyatroya; ama bir kez gitmiş olması, onun kocasının yanında üstün durmasına yetiyor da artıyordu bile!

Düşüncelere kaptırmışken bir anons duydu, oyun başlayacakmış, herkesin yerini alması rica olunurmuş.  Zarife kocasını ikna etmenin guruyla koltukta dimdik oturuyordu.  Kararan sahne ani ve kuvvetli bir ışıkla aydınlandı. Oyun başlamıştı.

Çok heyecanlanmıştı, gözlerini sahneden alamıyor, nefesini tutmuş olayların gelişmesini bekliyordu. Bir an gülesi geldi,  çaycı Şerif ‘in buralara geldiğine, şu haline, koskoca adamların sahnede çocuk gibi kılıktan kılığa girişlerine, oynayışlarına…

 Cevriye de güzel bir kız maşallah sesi de nasıl gür, her yere ulaşıyor, mikrofon mu vardı acaba sahnenin görünmeyen bir yerinde… 

Düşüncelere dalmışken oyunun birinci perdesi bitiverdi. Meraklanmıştı, acaba zavallı Cevriye’ye ne olacaktı?

Zarife, ışıklar yanar yanmaz kocasına döndü. Beğenip beğenmediğini sordu, cevap beklemeden sıraladı cümleleri, aman ne kadar da güzelmiş de ayda bir kere gelsek ne iyi olurmuş da falan da filan da… dikkatli dikkatli karısını dinlerken genzinden sıcak bir sıvının aktığını hissetti. Burnu kaşındı sonra tatlı tatlı. Gayri ihtiyari o da kaşıdı orta parmağını burnunun tam da ucundan hızlı hızlı birkaç kere geçirmek suretiyle. Durumu gören  Zarife çantasından mendil çıkardı. Sıkı sıkı da tembihledi oyun başlayınca sakın hapşırmaya filan kalkma diye. Sanki onun elinde de….

Anons duyulur duyulmaz Zarife hemen toparlandı, konuşmasına bir dahaki perdeye dek ara verdi.  Bu Zarife de amma konuşuyordu . Yine kararma,  bu kez sadece sahnede tek başına gezinen oyuncunun üzerinde onu takip eden bir ani ışık...  Tüm dikkati de oyuncuyla geziniyordu sanki sahnede. Herkes nefesini tutmuş bekliyordu. Acaba seyircilerin  beklediği başrol oyuncusu muydu yoksa başrolü ondan kısa bir süreliğine alan  çaycı şerif mi?  Sessizliği çirkin ve içten bir gürültü bozdu. Toplasan 5 saniyeyi geçmeyecek gürültünün salonun ve sahnedeki oyuncunun dikkatini dağıtması olsaydı keşke tek sorun. Bu hapşırığı delik ayakkabısına borçluydu, ah bir de görmeseydi öndeki adamın bu musibetin ardından elinde bir mendil kelini sildiğini, sonra da arkasına dönüp belki bir şey söyleyecekken gözlerine baka kaldığını ve parmağını hızlıca ileri geri salladığını ve de bu parmağını sallayan kel adamın patron Çağrı Bey olduğunu.

Burnundan geldi.

Hep Zarife ahh hep o açmıştı bu işleri başına.  Yarın işe gidecek muhasebeden çağırtacaklardı, kovacaklardı, belki de azarlayacaktı Çağrı Bey, rezil edecekti, aşağılayacaktı onu insanların içinde.

Çağrı Bey ile bu vakte kadar pek de muhatap olmamıştı, odasına çay getirme dışında; hatta onu tanımasına bile şaşırmıştı. Ama koskoca patron bey, elbet tanıyacak diye düşündü. Oyuncular, seyirciler hatta Çağrı Bey, herkes toparlanmıştı bir iki dakika içinde… salonda kendine gelemeyen iki kişi vardı sadece: Şerif ve Zarife.

Oyunun bitmesini istemiyordu çünkü karşılaşmak istemiyordu Çağrı Bey ile. Fakat bitti. Aynen düşündüğü gibi oldu. Çağrı Bey arkasına döndü;  gözleri ve dili kenarda bir yerde onu beklemesini emrediyordu.  Usulca duvar dibine doğru yanaştı, beklemeye koyuldu, az çok akıbetini tahmin ediyordu. Salon boşalır boşalmaz Çağrı Bey Şerif’in yanına yaklaştı.  Ne olurdu ki yanılsaydı? Bir ton azardan ve hakaretten sonra, onu kapının önüne koyacağına dair yeminler etti çağrı bey. Boynunu eğdi, sustu, sindi, gözleri yerde bekledi. Sözünü tamamlayan patron, bir hışımla salondan çıktı. Ardından, buz kesmiş bedeniyle o ve ağlamaklı halde Zarife dışarıya zor attılar kendilerini. Şerif sessiz ama içinde fırtınalar koparak yürüdü, yürüdü, yürüdü. Zarife sessiz arkada onu takip etti. Taksitleri, kirayı düşündü, iş bulabilir miydi bu darlıkta? Düşüncelere dalmış ilerlerken, ıssız bir sokağa saptıklarını ne o ne karısı fark etti. Köşede bir kavga vardı galiba, dikkatlice baktı, inanamıyordu. Koskoca cüsseli Çağrı Bey, iki tinerci tarafından sıkıştırılmış, bıçakla tehdit ediliyordu. Koştu alabildiğine hızlı. Koşarak birinin yaklaştığını gören tinerciler ürktü, (Şerif) patronu onların ellerinden aldı, kovdu bağırarak sokak eşkıyalarını. Korkan saldırganlar tabanları yağladılar, belki de silahı olabileceğini düşündüler. Benzi solmuş, kolundan hafif yaralanmış, epeyce ürkmüş olan patronunu kolundan destekleyerek kenara götürdü, kaldırıma oturttu. Karısının çantasındaki pet şişe suyuyla yıkadı elini yüzünü, kolunun kanını temizledi cebinden çıkardığı mendili bastırdı üzerine.

Sakinleşen patron çağrı bey, büyük bir minnetle baktı işçi Şerif’in yüzüne bu kez. Dilinin bir şey söylemesine gerek yoktu, gözleri anlatıyordu şükranını ama yetinmedi koca patron. Kolunu Şerif’in omzuna attı:  “Ne kadar da ayıp ettim sana değil mi, elinde olmadan yaptığın bir kusurdan dolayı seni kovmayı düşünürken, o kadar hakaretimi az önce duymuşken, beni o serserilerin elinden kurtarmak için önlerine atıldın. Sana can borcum var benim. Arabamı park ettiğim yerden alıp evime gidecektim, geç kalmayayım diye bu yoldan gideyim dedim. Önümü kestiler. Nakit yoktu yanımda fazla, kredi kartını istemediler, canını alacağız dediler.”

Koskoca patronun çocuk gibi bana dert yanması, nefretinin aniden şefkate dönüşmesi, bana sığınması… Allah’ım sen ne kadar büyüksün diye düşündü. Çağrı bey, yaptığına pişman olmuş; hatta onun artık bir sıkıntısı olduğunda mutlaka yanında olmak istediğini defalarca vurgulamıştı.

Köşeden bir taksi çevirdi, çağrı beyi bindirdi. Zarife’nin koluna girdi ve evlerinin yolunu tuttular. Olanları düşünmeyi eve erteledi, göz ucuyla bir nazlı ceylanına baktı bir de çağrı beyin kanının kaldığı ellerine…


Yorumlar
ihsan doğru   |2010-02-23 12:29:20
SEN BENİM CANIMSIN ....ÇOK BEĞENDİM...İLERDE DAHA FARKLI KONUMLARDA
GÖRMEYİ ÇOK İSTERİM;SENİ...
eyşi   |2010-02-24 12:20:10
asıl sen benim canımsın dünyanın ne tatlı en biricik amcasııı
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir!

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme (Cuma, 04 Haziran 2010 23:32)

 


Yazarın Diğer Yazılarını Görmek İçin Tıklayınız...

Duyurular
!!! Yazarımız Davut ZAT'ın; "Bir Devrez'imiz Vardı!" başlıklı yazısı eklenmiştir.

!!! Yazarımız Nüvit KARAOĞLU'nun; "Pembe Ruj" başlıklı anı yazısı  eklenmiştir.

!!! Yazarımız Sadi Mola'nın; "Çankırıya Bağlanmak" başlıklı yazısı eklenmiştir.

!!! Yazarımız Hüseyin BENEK'in; "  Anayasa Değişikliğine Evet mi Hayır mı? " başlıklı yazısı eklenmiştir.

Köyden Manzaralar
Haberler