
Hüseyin BENEK
|
İnsanlar toplayıcılık ve avcılıktan sonra tarıma ve hayvancılığa geçmiş, tarım ise yerleşik olmayı gerektirdiği için bir bölgeye yerleşme gereği duymuşlardır. Böylece insanlar yerleşim yerleri olarak bir arada topluluk içinde yaşama ve sosyal hayata tutunmak için mezralar, köyler, ilçeler ve iller kurmuşlardır. Türkiye'de yaklaşık 35 bin köy ve 45 bin mezra bulunmaktadır. Buna göre, nüfusumuzun yarıya yakını köylülerden oluşmaktadır. Kendimizde bir köylü olduğumuz için bu yazımızda söz konusu yerleşim yerlerinden, köyden ve köyde yaşayan insanlarımızdan yani bizden, bizim köylülerden bahsedeceğiz… Köyümüz Aşağıdikmen, nüfus yoğunluğu açısından bakınca; 100–150 kişinin yaşadığı ve bu yaşayanların hepsinin birbirini yakinen tanıdığı kişilerden oluşmaktadır. Bunlar birbirlerini doğuştan tanıyan insanlardır. Bunun getirdiği bir samimiyet vardır yaşantılarında. Bu samimiyete dayalı komşuluk ilişkileri sıcaktır ve nesilden nesile gelişmişliğini de sürdürmektedir. Çünkü bu türden ilişkiler köy ortamlarının olmazsa olmazlarıdır. Yani sıcak ilişkiler geliştirmeye mecburdurlar. Çünkü komşuluk hem sosyal hayatın kaçılmaz bir gerçeği hem de dini olarak bir zorunluluktur. Evet, yüce dinimiz İslam, bize komşu olmayı önemli bir sorumluluk olarak yüklemektedir. ALLAH’ın emri olan Kuranda ve Peygamberimizin Hadislerinde çok defa komşularımıza iyi davranmamız gereğinin önemi bize anlatılmış ve komşu olarak bazı görevler verilmiştir. Nahl süresi; 36. ayetinde,”Komşulara iyilik yapılması” emredilmektedir. Köydeki herkesin komşu olduğu düşüncesinden hareketle, iyilik nedir, nasıl yapabiliriz biraz düşünelim. Bu görevi nasıl yerine getirebiliriz. Biraz düşündüğümüzde yelpazenin ne kadar geniş olduğu görülecektir. Lakin bu biz bu görevin neresinde kalıyoruz asıl sorgulanacak ya da takdir edilecek boyutu budur. Mesela komşumuzun başına bir olumsuzluk geldiğinde ilk önce biz koşmalıyız, bizim başımıza bir olumsuzluk geldiğinde ise yine komşularımız yetişecektir. Tabiî ki komşuluk sadece olumsuz konularda dayanışma da değildir. Olumsuzlar ve sıkıntılar çerçevesinde meydana gelen dayanışmadan tutun, iyi günlerimizde de komşularımıza ihtiyaç duyduğumuz bir hayat gerçeğidir. Düğünümüz olur, köylüyle yaparız. Mevlidimiz olur, köylüyle yaparız. Çocuğumuz sünnet ettirir, köylüyle paylaşırız. Bayramlar olur konu-komşu ile şenleniriz. Yaş günü olur, komşu ile seviniriz. Hastalık ve kaza olur ilk önce komşu gelir. Bu yüzden köyde yaygın tekrarlanan bir sözdür; “Komşu komşunun külüne muhtaçtır” gerçeği. Bir de hacet dediğimiz hususlar vardır köylünün dayanışmasında. Öyle ya, her türlü alet ve edevat herkeste bulunamaz. İş çeşitliliğinin çokluğuna bağlı olarak bir yaşam süren köylerde o işlere uygun araç ve gereçlerde bir o kadar çeşitlilik arzeder. Köylüler bir birlerinde olmayan araç-gereçleri bir birleriyle paylaşmak suretiyle işlerini görürler. Buna hacet denir. Emanettir ve özel bir yeri vardır. İtina ile korunur ki, bir daha lazım olduğunda kapı çalınabilsin… İşte her türlü iş, işlem ve ihtiyaç köyde komşularla yürütülür. Öyleyse; komşularımızın kıymetini bileceğiz! Küçük meseleleri kırmak için sebep saymayacağız. Şayet böyle bir şey yapmışsak her gün yüz yüze baktığımız insanlarla bunu sürdürmek gafletinde bulunmayacağız. Kısa yoldan dönmek suretiyle barışmanın yollarını arayarak gönül arayacağız. Bunun için bayram gününü beklemeyeceğiz… Kötülükler de değil güzel günlerde birleştireceğiz gönülleri. Kötü günlerde de omuz omuza vererek yaraları saracağız. Zira komşuluk bu suretle mümkündür. Köylülük bu şekliyle değer kazanır ve önem arzeder. Aksi halde; köyünde kendine has bir kültürü vardır. Kendi kuralları vardır. Oturmuş bir geleneği vardır. Sizi sevilmeyen sorunlu görürse toplumun dışına itecek kadar katı kuralları vardır. Lütfen komşuluğun ve komşularımızın kıymetini bilelim… Onlar bir gün değil her gün lazımdır bizim için… Yani, bireysel bilinçte olduğumuz kadar kolektif şuurda da olmalıyız ki, sorunsuz bir köy ve sosyal hayatımız olsun. Unutmayalım ki, bizim rahatsızlık duyduğumuz konulardan başkaları da rahatsızlık duyabilir. Köyde yaşamanın sosyal kuralları ne ise onlara uygun bir yaşam tarzı benimsemeliyiz. Bizi rahatsız etmek istemeyenlere karşı bizde aynı duyarlılıkta olacağız ki bizden memnun olsunlar. Şayet bu bilinç yerleşirse sorunlar kaybolur, basit mazeretlerden olan, "senin tavuğun benim bahçemi bozdu, sizin hayvanlarınız benim tarlama girdi, senin çocuk benim çocuğu dövdü, senin tarlanın suyu benim tarlaya taştı” tarzındaki şikâyetler küskünlüğümüzün sebeplerinden sayılmaz… Köyümüzün kıymetini bilmek, komşuluğun hakkını vermek ve kardeşçe bir yaşam sürebilmenizi dilerim. |