
Nüvit KARAOĞLU
Dünya bütün güzelliğiyle, rengiyle, kokusuyla etrafımızda dönüyor. Gökyüzü mavi, dallar yeşil, yollar uzun, yollar virajlı. Gün yirmi dört saat, yıl on iki ay hayatımız bu mevsim şeridi üzerinde akıp gidiyor. İnsan gizemli, insan cömert, insan vefalı, insan dost. İnsan hırslı, insan hırçın, insan cinayet işleyen katil, insan cinayete kurban giden maktul… İnsan kendine karanlık! Nerede benim çocukluk günlerimin müşfik insanları? Nerede hürmette kusur etmeyen, kendinden küçüğe bile “siz” diye hitabeden hanım efendiler, beyefendiler… Bu özelliklerimiz şimdi di-li bir geçmiş oldu ne yazık ki. Cinnetsiz ve cinayetsiz geçen bir günümüz yok. Her gün bir vahşete uyanıp, her akşam TV kanallarının haber saatinde kırmızı şeridin üzerinde geçen; “flash... flash… flash…” yazısıyla yüreğimiz ağzımıza geliyor. Aylardır uzun siyah saçlarıyla, güzel gülüşüyle her akşam ekranlardan gözlerimin içine bakan Münevver yüreğimi eritiyor. Annesiyle babasının göz bebeği 19 yaşındaki Münevver Karabulut gençti, umut doluydu, hayalleri vardı. Yaşayacakları ve yaşatacakları vardı. Ya Zonguldak’ta yaşanan vahşette ailesinden altı kişinin öldüğü 5 aylık Doğu’ bebek böyle bir kaderi ömür boyu nasıl taşıyacak? Annesinin kucağında bir daha hiç uyuyamayacak. Doğu bebeğin hayatında bir kez bile anneler günü olmayacak. Öfkemizi yenmek zor da, öldürmek bu kadar mı kolay? İzlerken üzülmek yetiyor mu? Haber olarak dinlemenin ötesine ne zaman geçeceğiz? Kendimizce meşru saydığımız birtakım mazeretlere sığınmak, vicdanımızı rahatlatır mı dersiniz? Üzerimizde hakları yok mu bu insanların. Oysa böyle bir ortamda her birimiz, haber olmaya çok yakın yaşamaktayız! Hangimiz ne zaman haber olacağımızı bilemiyoruz. Sebepler öyle çok ki kapkaç olabilir, tinerci saldırısı olabilir, trafikte alkollü bir sürücü ve daha neler, neler olabilir. Kaybettik utanmayı, saygıyı, sevgiyi. Birlikte gülüp birlikte ağlamaz olduk. Eskiden karıncayı incitmekten çekinerek yere basan ayaklar kimlere aitti? Onlar da bizim gibiydiler ama biz onlar gibi olamadık… Karıncalar affedin bizi ne olur, sizi incittik ve bu hale geldik. Günü tamamlamış olmanın huzuru ve yorgunluğu ile ömrü tamamlamış olmanın huzuru ve yorgunluğu birbirine ne nedenli benziyor... |